İçeriğe geç
Yaşam

Marmara Depremi İstanbul'u Vurursa Konutlara Ne Olacak?

Bilim insanlarının hasar tahmin çalışması, beklenen Marmara depreminin İstanbul konutlarında yaratacağı yıkımın boyutlarını somut biçimde ortaya koyuyor.

İçindekiler
Deprem hasar görmüş çok katlı bir bina, yanında sağlam yapılar ve Türk bayrağı.

Marmara depremi meselesi Türkiye gündeminde yıllardır döngüsel bir biçimde var oluyor. Bir deprem olur, tartışmalar alevlenir, birkaç hafta geçer, konu solar. Oysa bilim insanlarının ürettiği hasar tahmin çalışmaları son derece somut bir tablo ortaya koyuyor ve bu tablonun "bir ihtimal" değil, yüksek olasılıklı bir senaryo olarak ele alınması gerekiyor.

Peki bu senaryo gerçekleştiğinde İstanbul'daki konutlara ne olacak? Bu soruyu sormak, soyut bir deprem korkusunu değil, milyonlarca insanın yaşadığı binaların gerçek kırılganlığını konuşmak demek.

Senaryo Ne Kadar Gerçekçi?

Marmara Denizi'nin altındaki Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın İstanbul yakınındaki segmentinin, uzun süredir gerilim biriktirdiği biliniyor. 1999 Gölcük depremi bu fayın batı ucunu kırmıştı; o tarihten bu yana İstanbul'a yakın segment, "kırılmayı bekleyen halka" olarak bilim çevrelerinde defalarca tanımlandı. Büyük ölçekli bir deprem için öne sürülen olasılık değerleri onlarca yıldır yüksek seyrediyor ve bu konuda bilim insanları arasında ciddi bir görüş ayrılığı yok.

Araştırmacıların gerçekleştirdiği hasar tahmin çalışmaları, bu depremin İstanbul'un konut stoğu üzerinde yaratacağı etkiyi farklı büyüklük senaryoları altında modelliyor. Çalışmaların ortaya koyduğu tablo, soyut bir uyarıdan çok somut bir hasar haritasına dönüşüyor.

İstanbul'un Konut Stoğu Ne Anlatıyor?

İstanbul'un konut stoğu son derece heterojen bir yapıya sahip. Onlarca yıl boyunca farklı dönemlerde, farklı deprem yönetmelikleri altında inşa edilmiş, üstelik önemli bir kısmı herhangi bir denetime tabi tutulmadan yapılmış binalar söz konusu. 1999 öncesinde inşa edilmiş yapıların büyük çoğunluğu, modern deprem yönetmeliklerinin çok gerisinde kalan standartlarla yapılmış durumda.

Kentsel dönüşüm sürecinde bazı bölgeler yenilenmiş olsa da İstanbul'un mevcut konut stoğunun önemli bir kısmı hâlâ dönüşüm bekliyor. Kat karşılığı inşaat modeliyle çoğalan, zemin etüdüne yeterince önem verilmeden yükseltilen yapılar bu stoğun en kırılgan halkalarını oluşturuyor. Kaçak ya da ruhsatsız yapılaşma sorununu da bu tablonun dışında tutmak mümkün değil.

Aslında meselenin özü şu: Bir kentin depreme hazırlığı yalnızca en yeni ve en sağlam binalarıyla ölçülmez. Stokun en zayıf segmenti neye dayanıklı, o soruya bakılır.

Hasar Tahminleri Neyi Gösteriyor?

Hasar tahmin çalışmaları, İstanbul'un tüm ilçelerini aynı riskle değerlendirmiyor. Deprem hasarını belirleyen iki temel faktör var: binanın yapısal özellikleri ve üzerinde durduğu zemin. Bu iki değişken bir araya geldiğinde bazı bölgelerin neden çok daha savunmasız olduğu netleşiyor.

Zemin sıvılaşması riski taşıyan kıyı şeritleri ve dolgu alanlar, bu tabloda özellikle öne çıkıyor. Zemin yumuşadığında binalar üzerindeki sismik etki dramatik biçimde artıyor. Kadıköy, Bakırköy, Zeytinburnu ve Avcılar gibi ilçelerin fay hattına olan mesafeleri ve zemin özellikleri, bu bölgeleri tarihsel olarak yüksek risk kategorisine sokuyor.

Konut tiplerine bakıldığında ise tablo daha da belirginleşiyor. 1980 öncesi betonarme yapılar ve yığma yapılar, hasar tahminlerinde en kötü performansı sergileyen kategoriler arasında yer alıyor. Yumuşak zemin üzerindeki bu tür yapıların yoğun olduğu ilçelerde ağır hasar ve çökme oranlarının diğer bölgelere kıyasla anlamlı ölçüde yüksek çıkması bekleniyor.

Orta hasarlı yapıların ise çok daha geniş bir coğrafyaya yayıldığı görülüyor. Çünkü "hasar görmeden kurtulur" kategorisi ile "çöker" kategorisi arasındaki geniş bir grinin içinde milyonlarca konut bulunuyor. Bu da depremin ardından hem insani kriz hem de konut krizi olarak kendini göstereceği anlamına geliyor.

Şehir Planlaması ve Kentsel Dönüşüm Açısından Ne Anlam Taşıyor?

Bu noktada şehir planlaması ve kentsel dönüşüm tartışmasına girmek kaçınılmaz. Türkiye'de kentsel dönüşüm, özellikle 2012 sonrasında yasal altyapısını büyük ölçüde tamamladı. Ancak uygulamada süreç, risk azaltmadan çok değer yaratma aracına dönüştüğü yönünde ciddi eleştiriler aldı. En riskli alanların önceliklendirilmesi yerine, dönüşümün yatırım getirisinin yüksek olduğu bölgelerde hız kazanması bu eleştirilerin merkezinde yer alıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile merkezi hükümet arasındaki yetki ve kaynak gerilimi de süreci zorlaştırıyor. Kentsel dönüşüm uygulamaları Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın koordinasyonuyla yürüyor; ama belediyenin sahada belirleyici bir rolü var. Bu iki aktör arasındaki uyum sorunu, birçok riskli alanda dönüşümün sürüncemede kalmasına yol açıyor.

Hasar tahmin çalışmaları, hangi bölgenin, hangi konut tipinin öncelikli dönüşüm kapsamına alınması gerektiğini açıkça gösterecek veriler sunuyor. Ama bu verilerin karar alma süreçlerine yansıması için siyasi irade ve teknik kapasitenin bir arada işlemesi gerekiyor. Şu ana kadar bu uyumun yeterince sağlandığını söylemek güç.

Yerel yönetimler cephesinde ise tablo daha da karmaşık. İstanbul'un 39 ilçe belediyesinin her birinin teknik kapasitesi, bütçe olanakları ve öncelikleri birbirinden farklı. Riskli yapı tespitinden dönüşüm teşvikine kadar uzanan süreçte bu farklılıklar, bazı ilçelerin çok daha savunmasız kalmasına neden oluyor.

Afet Sigortası ve Halkın Bilgilendirilmesi: Neredeyiz?

Türkiye'de zorunlu deprem sigortası, DASK (Doğal Afet Sigortaları Kurumu) çatısı altında yıllardır uygulanıyor. Ancak sigortalılık oranlarına bakıldığında tablonun yeterince iç açıcı olmadığı görülüyor. İstanbul'da bile pek çok konut sahibinin DASK poliçesi bulunmuyor ya da poliçeler yeterli teminat kapsamı taşımıyor.

Bu durumun bir boyutu ekonomik. Prim maliyetleri dar gelirli hanehalkları için caydırıcı olabiliyor. Ama bir diğer boyutu tamamen farkındalıkla ilgili. Depremi soyut bir gelecek tehlikesi olarak algılayan, sigortayı gereksiz bir harcama olarak gören kesim hâlâ azımsanmayacak büyüklükte.

Halkın bilgilendirilmesi meselesinde ise kronik bir tutarsızlık var. Deprem sonrası dönemlerde yoğunlaşan kamuoyu tartışmaları, aradan zaman geçince söndürülüyor. Sistematik, sürekli ve anlaşılır bir iletişim politikası benimsenmediği için vatandaşlar kendi binalarının risk durumu hakkında yeterli bilgiye sahip değil. Binanın hangi dönemde inşa edildiğini, zemin etüdü yapılıp yapılmadığını, kolonlarının güçlendirilip güçlendirilmediğini bilen konut sahibi sayısı son derece sınırlı.

Oysa hasar tahmin çalışmaları tam da bu boşluğu doldurmaya yarayacak araçlar sunuyor. Risk haritaları mahalle ölçeğine indirildiğinde, o mahallede yaşayan birinin bilinçli karar alması mümkün hale geliyor. Güçlendirme mi, dönüşüm mü, sigorta kapsamını genişletme mi? Bu soruların yanıtları ancak veriye dayalı bilgilendirmeyle bulunabilir.

Asıl Mesele

Marmara depremi senaryosu, belirsiz bir gelecek hikayesi değil. Bilimsel literatür, fay sisteminin gerilim birikimini ve buna bağlı olasılıkları yıllardır kayıt altına alıyor. Hasar tahmin çalışmaları bu senaryoyu İstanbul'un sokak dokusuyla buluşturuyor ve ortaya çok somut bir tablo çıkıyor.

Şunu sormak gerekiyor: Bu veriler masada olduğunda, hangi bölgede hangi yapıların ne ölçüde risk taşıdığı bilindiğinde, şehir planlaması, dönüşüm önceliklendirmesi ve halk bilgilendirmesi neden hâlâ yeterince veri odaklı ilerlemiyor?

Deprem öncesinde alınan her tedbir, sonrasındaki insani ve ekonomik maliyeti doğrudan etkiliyor. Bu gerçeği söylemeye devam etmek, konunun gündemde sönümlenmesine izin vermemek gerekiyor. Çünkü İstanbul'un deprem hazırlığındaki her gecikme, sayısal bir tahmin değil, somut bir insan riski olarak karşılık buluyor.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

İstanbul'da hangi konut tipleri deprem riskine karşı en kırılgan?

1980 öncesi inşa edilmiş betonarme ve yığma yapılar, hasar tahmin çalışmalarında en kötü performansı sergiliyor. Zemin sıvılaşması riski taşıyan yumuşak zeminler üzerine inşa edilmiş bu tür binalar ağır hasar ve çökme riskinde önemli ölçüde yüksektir.

Hasar tahmin çalışmaları İstanbul'un tüm bölgelerini aynı riskle mi değerlendiriyor?

Hayır. Binanın yapısal özellikleri ile zemin türü deprem hasarını belirleyen iki temel faktördür ve bu faktörler ilçelere göre değişiklik göstermektedir. Kıyı şeritleri ve dolgu alanlar zemin sıvılaşması nedeniyle daha yüksek risk taşımaktadır.

Marmara Depremi senaryosu ne kadar gerçekçi?

Bilim insanları arasında ciddi bir görüş ayrılığı olmayan, onlarca yıldır yüksek olasılıkla değerlendirilen bir senaryodur. 1999 Gölcük depremi sonrası İstanbul yakınındaki fay segmenti 'kırılmayı bekleyen halka' olarak tanımlanmış, bölge gerilim biriktirmeye devam etmektedir.

DASK sigortası İstanbul'da yaygın mı?

Sigortalılık oranları yeterli seviyelerde değildir. Prim maliyetleri dar gelirli hanehalkları için caydırıcı olabilirken, bir kısım halk depremi soyut bir gelecek tehlikesi olarak algılayıp sigortayı gereksiz görmektedir.

Kentsel dönüşüm süreci risk merkezli mi yürütülüyor?

Hayır. Dönüşüm uygulamaları en riskli alanları önceliklendirmekten çok yatırım getirisinin yüksek olduğu bölgelerde hızlanmış, ayrıca merkezi hükümet ile belediyeler arasındaki yetki ve kaynak gerilimi süreci zorlaştırmıştır.

Etiketler

Barış Dursun

Yazar

Barış Dursun

Türkiye'nin siyasetini, ekonomisini, toplumsal dinamiklerini ve gündemini yakından takip eden deneyimli bir analiz yazarı. İç gelişmeleri veri odaklı bir yaklaşımla değerlendirir, kamuoyunun nabzını tutar ve eleştirel bakış açısıyla derinlemesine analizler sunar. Karmaşık gündemleri sade, anlaşılır ve tarafsız bir dille okuyucuya aktarır.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın

Marmara Depremi İstanbul'da Konutlara Etkileri | KROP.