Marmara'da Beklenen Depremler: Uzmanlar Ne Söylüyor, Biz Ne Yapıyoruz?
Jeoloji uzmanları Marmara'da birbirini izleyen depremlerin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Peki hazırlık süreçleri nerede duruyor?
İçindekiler

Marmara depremi meselesi, Türkiye'nin en çok konuşulan ama en az karşılık bulan gündem maddelerinden biri olmayı sürdürüyor. Uzmanlar konuşuyor, uyarılar yapılıyor, zaman zaman kamuoyunda bir hareketlilik oluşuyor; sonra gündem değişiyor ve her şey yerli yerine oturuyor. Ta ki bir sarsıntı daha yaşanana kadar.
Jeoloji uzmanları son dönemde bir kez daha seslendi: Marmara bölgesinde yalnızca tek bir büyük deprem değil, birbirini izleyen sismik olaylar bekleniyor. Bu, teknik açıdan "deprem dizisi" ya da "ardışık kırılma" senaryosu olarak tanımlanıyor. Yani soru artık "deprem olacak mı" değil, "ne zaman ve hangi sırayla" sorusuna dönüşmüş durumda.
Bilimsel zemin: "Birkaç deprem" ne anlama geliyor?
Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın Marmara geçişi, onlarca yıldır jeoloji çevrelerinin odağında. Fayın batıya doğru ilerleyen kırılma süreci, 1999 Gölcük depreminin ardından Marmara Denizi'nin altındaki segmentte bir enerji birikimi yarattı ve bu birikim o günden bu yana tartışılıyor.
Uzmanların dikkat çektiği nokta şu: Fayın Marmara altındaki bölümü uzun süredir kırılmadı. Bu sessizlik, bölgenin sakinleştiğine değil aksine gerilim biriktirdiğine işaret ediyor. "Ardışık deprem" senaryosu da buradan besleniyor: Fayın bir segmentindeki kırılma, komşu segmentleri tetikleyebilir. Bu domino etkisi, bölge için tek bir büyük sarsıntıdan çok daha karmaşık bir tablo ortaya çıkarır.
Bilim insanlarının bu konudaki dili son dönemde belirgin biçimde sertleşti. Artık "olabilir" yerine "kaçınılmaz" ifadesi kullanılıyor. Tahmin edilen şiddet seviyeleri de küçümsenecek rakamlar değil. Ancak burada dikkatli olmak gerekiyor: Depremin tam zamanını, konumunu ve büyüklüğünü önceden belirlemek hâlâ mümkün değil. Bilimin söylediği, riskin gerçek ve yakın olduğu; söyleyemediği ise "saat kaçta" sorusunun yanıtı.
Marmara Denizi neden bu kadar kritik?
Marmara'yı diğer sismik bölgelerden ayıran birkaç temel faktör var. Birincisi, fayın deniz tabanında uzanması: Kırılma yüzeye değil suya temas ediyor, bu da gözlem ve erken uyarı sistemlerini zorlaştırıyor.
İkincisi, bölgenin demografik yoğunluğu. İstanbul, dünya genelinde aktif bir fayın bu denli yakınında konumlanmış en büyük kentsel alanlardan biri. Çevre illeriyle birlikte düşündüğünüzde, sismik aktivite riski altındaki nüfusun büyüklüğü başlı başına bir kriz senaryosu oluşturuyor.
Üçüncüsü, bölgedeki altyapının bu yoğunluğu kaldırıp kaldıramayacağı sorusu. Ulaşım ağları, enerji hatları, su tesisleri, sağlık altyapısı: Bunların deprem anında ne kadarının işlevini koruyabileceği, gerçek anlamda sorgulanmayı bekliyor.
Yapı stoğu ve kentsel dönüşüm: Tablo nerede duruyor?
İstanbul'da kentsel dönüşümden söz edildiğinde akla iki şey geliyor: bitmek bilmeyen tartışmalar ve yavaş ilerleyen süreçler.
Riskli yapı stoğunun büyüklüğü, yıllardır farklı rakamlarla gündeme geliyor. Resmi ve gayri resmi açıklamalar arasında ciddi uçurumlar var. Kesin olan şu: Deprem yönetmeliği öncesinde inşa edilmiş, zemin koşulları tartışmalı alanlarda konumlanmış ve herhangi bir güçlendirme görmemiş yapılar hâlâ büyük bir yoğunluk oluşturuyor.
Kentsel dönüşüm projeleri yasal ve kurumsal çerçeve bakımından hayata geçirildi. Ancak uygulamanın hızı, beklenen tehdidin büyüklüğüyle orantılı değil. Çünkü kentsel dönüşüm yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik bir süreç. Yerinden edilme, kira yükü, mülkiyet uyuşmazlıkları, tazminat tartışmaları: Bunların her biri projelerin önündeki somut engeller.
"Kentsel dönüşüm bir kampanya değil, bir politika olmalı. Siyasi konjonktüre göre hızlanan ya da yavaşlayan bir süreç, deprem gerçeğiyle yarışamaz."
Bu cümleyi kuran herhangi bir uzmana atfedebilirsiniz; çünkü bu görüşü pek çok jeolog, mimar ve şehir plancısı farklı vesilelerle dile getirdi. Meselenin özü, sürecin sistematik bir ulusal öncelik olarak değil, zaman zaman siyasi gündemin rengiyle şekillenen bir proje olarak yürütülmesi.
Zemin etüdleri, bina denetimleri, ruhsat süreçleri: Bu alanlarda yaşanan aksaklıklar da tablonun ayrılmaz bir parçası. 2023 Kahramanmaraş depremleri bu konuda acı bir sınav verdi. O sınavdan çıkarılan derslerin Marmara hazırlığına ne ölçüde yansıdığı ise hâlâ tartışmalı.
Uyarılar yapılıyor, ama yeterince karşılık buluyor mu?
Bireysel hazırlık söz konusu olduğunda, toplumsal davranış kalıplarına bakmak gerekiyor. İstanbul'da her büyük sarsıntının ardından "deprem çantası" aramaları artıyor, sigorta talebi yükseliyor, konut tercihlerinde zemin sorgulanmaya başlanıyor. Birkaç hafta, belki birkaç ay. Sonra gündelik hayatın ritmi her şeyi yutuyor.
Bu bir bilinç sorunu mu, yoksa ekonomik bir kısıtlama mı? Büyük ihtimalle ikisi birden. Deprem güvencesi satın almak, binasını güçlendirmek ya da riskli bölgeden taşınmak, pek çok hane için gerçekçi bir seçenek değil. Burada bireysel sorumluluktan çok kurumsal yükümlülükten söz etmek daha doğru olur.
Kurumsal tarafta ise tablo karmaşık. AFAD'ın kapasitesi ve tatbikat sıklığı arttı, bu inkâr edilemez. Yerel yönetimler bazı adımlar attı. Ancak koordinasyon eksikliği, kaynak yetersizliği ve bürokratik tıkanıklıklar devam ediyor. Üstelik deprem hazırlığı, seçim dönemlerine göre ritim değiştiren bir konu olmamalı.
Sismik erken uyarı sistemleri, okullardaki deprem tatbikatlarının kalitesi, hastanelerin ve okulların güçlendirilmesi, afet sonrası için hazırlanan toplanma alanlarının gerçekten işlevsel olup olmadığı: Bunlar tek tek ele alınması gereken somut başlıklar. Ve her birinde ciddi soru işaretleri var.
Peki biz ne yapıyoruz?
"Marmara depremi" ifadesi artık bir uyarı değil, neredeyse bir klişeye dönüştü. Bu, tehdidin küçümsenmesinden değil, sürekli tekrarın yarattığı duyarsızlaşmadan kaynaklanıyor. Psikolojide "normalleşme" olarak tanımlanan bu süreç, risk algısını köreltiyor.
Bilim insanları bölge için net bir tablo koyuyor ortaya: Enerji birikimi gerçek, fay aktif, kırılma kaçınılmaz. Siyaset bu tabloyu bazen kabul ediyor, bazen taktiksel biçimde rafa kaldırıyor. Medya ise haberi döngüsel işliyor: Uzman konuşuyor, haber yapılıyor, gündem değişiyor.
Aslında buradaki en kritik sorun, deprem hazırlığının teknik bir mesele olmaktan çıkıp toplumsal bir kültüre dönüşememesi. Japonya örneği bu açıdan sık atıfta bulunulan bir referans noktası. Sismik açıdan en az Türkiye kadar riskli bir coğrafyada, hazırlık ulusal kimliğin bir parçası hâline gelmiş. Tatbikatlar ciddiye alınıyor, yapı denetimi işliyor, bireyler ne yapacaklarını biliyor.
Bunun için yalnızca kaynak değil, süreklilik ve siyasi irade gerekiyor. İstanbul başta olmak üzere Marmara bölgesindeki kentlerin bu irade etrafında yeniden örgütlenmesi, acil yönetim planlarını güncel tutması ve en önemlisi bu planları pratikte test etmesi şart.
Bilim insanları konuşmaya devam ettiği sürece, bu uyarıları bir sefer daha duymuş olmak yetmez. Meselenin günlük hayatın içinde görünür ve hissedilir kılınması, siyasi bir tercih değil toplumsal bir zorunluluk. Marmara'nın altında biriken enerjinin sabrı sonsuz değil. Bizimki de olmamalı.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
Marmara'da neden sadece bir değil, birden fazla deprem bekleniyor?
Fayın bir segmentindeki kırılma komşu segmentleri tetikleyebilir ve bu domino etkisi bölgede ardışık sismik olaylar yaratabilir. Deprem dizisi ya da ardışık kırılma senaryosu olarak tanımlanan bu süreç, tek büyük depremden daha karmaşık bir tablo oluşturur.
Deprem tam olarak ne zaman olacak?
Bilim insanları depremin zamanını, konumunu ve büyüklüğünü önceden belirleyemez. Söyleyebildikleri riskin gerçek ve yakın olması; söyleyemedikleri ise tam zamanının ne olacağıdır.
Marmara'nın deprem riski diğer bölgelerden neden farklı?
Fayın deniz tabanında uzanması gözlem işlemlerini zorlaştırırken, İstanbul'un büyüklüğü ve yoğunluğu deprem tehdidini kentsel kriz senaryosuna dönüştürüyor. Ayrıca altyapının (ulaşım, enerji, su, sağlık) bu yoğunluğa yeterli olup olmayacağı ciddi şüphe taşıyor.
Kentsel dönüşüm neden istenen hızda ilerleyemiyor?
Kentsel dönüşüm yalnızca teknik değil sosyal ve ekonomik bir süreçtir; yerinden edilme, kira, mülkiyet uyuşmazlıkları ve tazminat sorunları ciddi engeller oluşturuyor. Bunun yanı sıra süreci seçim dönemlerine göre değişen siyasi konjonktür etkilemektedir.
Bireysel ve kurumsal hazırlık düzeyinde ne gibi sorunlar var?
Bireyler deprem sonrası birkaç hafta hazırlık yapsa da sonra gündelik hayata dönüyor; deprem güvencesi ve güçlendirme işlemleri pek çok hane için ekonomik olarak uygun değildir. Kurumsal tarafta ise AFAD'ın kapasitesi arttığı halde koordinasyon eksikliği, kaynak yetersizliği ve bürokratik tıkanıklıklar devam etmektedir.
Türkiye'nin siyasetini, ekonomisini, toplumsal dinamiklerini ve gündemini yakından takip eden deneyimli bir analiz yazarı. İç gelişmeleri veri odaklı bir yaklaşımla değerlendirir, kamuoyunun nabzını tutar ve eleştirel bakış açısıyla derinlemesine analizler sunar. Karmaşık gündemleri sade, anlaşılır ve tarafsız bir dille okuyucuya aktarır.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


