İçeriğe geç
Gündem

Kartalkaya Mağdurları Ankara'da Neden Nöbet Tutuyor?

78 kişinin hayatını kaybettiği Kartalkaya yangını, mağdur ailelerin adalet nöbetiyle yalnızca bir dava olmaktan çıkıp kurumsal sorumluluk tartışmasına dönüşüyor.

İçindekiler
Kalabalık bir iç mekanda ellerinde yakılı mumlar tutan insanlar.

Kartalkaya'daki otel yangını üzerinden aylar geçti. Yine de 78 kişinin ailesi hâlâ yolda, hâlâ kapı önünde, hâlâ taleplerini yüksek sesle söylemek zorunda hissediyor kendini. Kartalkaya Aile Platformu'nun 2 Ekim'de Ankara Anıtpark'ta başlatacağı adalet nöbeti, bu zorunluluğun en somut göstergesidir. Aileler sesini duyurmak için sokaklara çıkmıyorsa eğer, o zaman hukuki sürecin kendisi yeterince konuşuyor demektir. Ama Türkiye'de bu tür felaketlerin ardından süreçlerin nasıl ilerlediğine bakıldığında, ailelerin Ankara'ya yürüme nedeninin cevabı aslında fazla açıklamaya gerek bırakmaz.

Bireysel ihmal mi, sistemik arıza mı?

Kartalkaya yangını, Türkiye'nin en ölümcül otel yangınlarından biri olma özelliğini taşıyor. 78 kişinin hayatını yitirdiği bu felaket, ilk günlerde mağdur sayısının büyüklüğü ve ayrıntıların ağırlığıyla kamuoyunu sarstı. Ancak bu tür olayların siyasi ve hukuki gündemde ne kadar kalabildiği, genellikle kaybın büyüklüğüyle değil hesap sorma mekanizmalarının işleyip işlemediğiyle doğru orantılıdır.

Aslında sorun çok daha derindir. Yangın güvenliği denetimi, Türkiye'de onlarca yıldır yapısal bir zafiyet alanı olmaya devam etmektedir. Mevcut mevzuat katmanlı bir görev dağılımı öngörmektedir: belediyelerin imar ve ruhsat süreçleri, il özel idarelerinin denetim yetkileri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın çerçeve düzenlemeleri ve nihayetinde işletmelerin kendi iç sorumlulukları. Bu dağınık yapı, sorumluluğu tanımlamayı kolaylaştırdığı kadar sorumluluktan kaçmayı da kolaylaştırır. Bir facianın ardından hangi kurumun hangi denetimi yapmakla yükümlü olduğu sorusu uzun tartışmalara yol açar; bu tartışmalar sürerken bireysel failler öne çıkar, kurumsal sorumluluk geri planda kalır.

Kartalkaya davasında da benzer bir örüntünün işlediğini görmemek güçtür. Soruşturmanın doğrudan muhatabı haline gelenlerin büyük çoğunluğu otel çalışanları, yöneticiler ve doğrudan işletmecilerdir. Bu isimlerin yargı önüne çıkması elbette zorunludur ve adaletin bir parçasıdır. Fakat denetim zincirinin yukarısında kimlerin ne zaman hangi kararı aldığı, ruhsatlandırma ve rutin denetim süreçlerinin gerçekte nasıl işlediği sorularına verilen yanıtlar henüz tatmin edici bir açıklığa kavuşmuş değildir. Bu sorunu görmezden gelmek imkansızdır; çünkü sistemin açıklarını görmezden gelirsek, bir sonraki facianın zeminini de hazırlamış oluruz.

Örgütlü bir tepkinin anatomisi

Kartalkaya Aile Platformu'nun varlığı ve 2 Ekim'deki adalet nöbeti girişimi, mağdur ailelerinin ayrı ayrı taşımak zorunda kaldıkları acıyı kolektif bir talebe dönüştürme iradesinin ürünüdür. Bu tür örgütlenmelerin Türkiye'deki toplumsal tarihine bakıldığında, gönüllü ve sürekli bir çabanın ürünü olduğu anlaşılır; hiçbir aile bu yolda yürümeyi planlamış değildir. Planlamaları da gerekmiyordu; hukuki sürecin kendi işleyişi onları bu noktaya getirmiştir.

Aileler Ankara Anıtpark'ı neden seçti? Çünkü başkent hem sembolik hem de pratik bir anlam taşır bu tür davalarda. Yargısal kanallar işlemeye devam etse de kurumsal sorumluluğun tescil edilmesi siyasi bir süreçtir; yasama denetimi, bütçe tartışmaları ve kamuoyunun gündem kurma gücü bu sürecin parçalarıdır. Başkentte sesini yükseltmek, birden fazla muhataba aynı anda seslenmek anlamına gelir: mahkemeye, meclise ve kamuoyuna.

Adalet nöbeti kavramı, Türkiye'de özellikle iş kazaları ve büyük ölçekli facialar sonrasında giderek daha tanıdık bir protesto biçimi haline gelmiştir. Bu yöntemi tercih eden aileler genellikle iki şey istiyor: birincisi yargı sürecinin hızlanması ve şeffaflaşması, ikincisi kurumsal sorumlulukların yargıya taşınması. Her ikisi de aslında birbirini tamamlayan talepler; biri olmadan diğeri eksik kalır.

Hesap sorma mekanizmaları neden çalışmıyor?

Türkiye'de büyük ölçekli facialar sonrasında hukuki süreçlerin seyrine ilişkin gözlemlenebilir bir örüntü vardır. İlk aşamada geniş bir soruşturma kapsamı açılır, pek çok isim gözaltına alınır ya da ifadeye çağrılır. Ardından süreç uzadıkça kapsamı daralır. Bireysel kusurlar öne çıkar, kurumsal hatalar idari prosedür tartışmalarına dönüşür. Mahkemeler sonunda bir karar verir; ama o karara gelindiğinde kamuoyunun ilgisi çoğunlukla başka bir acil meseleye kaymış olur.

Bu dinamik kendiliğinden ortaya çıkmaz. Kurumsal hafıza yitirilirse aynı hatalar tekrar tekrar işlenir ve toplumun bu döngüye ödediği bedel hiçbir zaman tam olarak hesaplanamaz. Denetim mekanizmalarının işlemediği durumlarda oluşan boşluğu dolduran şey ya siyasi kriz yönetimi ya da mağdur ailelerinin bireysel direncidir. Her iki durumda da asıl ihtiyaç duyulan yapısal değişim ertelenir.

Kartalkaya davası bu açıdan kritik bir eşikte duruyor. Süreç yargıda ilerlemeye devam ediyor; ancak denetim zincirinin tamamına yönelik hesap sorma talebi hâlâ kurumsal bir yanıt bulabilmiş değil. Belediye ruhsatlandırma süreçleri, yangın güvenliği denetimlerinin sıklığı ve kapsamı, standartların fiilen uygulanıp uygulanmadığı gibi sorular tartışılmaya devam ediyor. Tartışılmaya değil de yanıtlanmaya devam etmesi gerekiyor; ancak bu ayrımı gözetecek kurumsal irade henüz ortaya çıkmış değil.

Nöbet neyi görünür kılıyor?

Adalet nöbetinin pratik amacının ötesinde başka bir işlevi var: görünmez kılınma riskini taşıyan bir kaybı, kamusal alanda tutmak. Büyük facialar zamanla siyasi gündemin sıradanlaşmış bir kalemlerine dönüşebilir. Medyanın dikkati başka bir habere kaydığında, meclis gündemi değiştiğinde, sosyal medyanın döngüsel hızı yeni tartışmaları öne taşıdığında, mağdur aileleri adeta görünmezleşir. Oysa 78 kayıp, soyut bir istatistik değildir; her biri ayrı bir hayat, ayrı bir ilişkiler ağı, ayrı bir geleceğin yitirilmesidir.

Kartalkaya Aile Platformu'nun örgütlü bir çerçevede Ankara'ya gelmesi, tam da bu görünmezleşme riskine karşı verilen bir yanıttır. Platform, mağdurların sesini kurumsal bir dille dışarıya iletme kapasitesi yaratmaya çalışıyor; bu kapasite tek başına büyük bir çaba gerektirir ve sürdürülebilirliği hiç kolay değildir.

Öte yandan adalet nöbetinin doğrudan etkileri açısından da düşünmek gerekir. Ankara'daki protesto, yasama gündemine dokunma potansiyeli taşır. Milletvekillerinin soru önergeleri, komisyon çalışmaları ve bakanlık açıklamalarını etkileme şansı ortaya çıkabilir. Bu şans ne kadar kullanılır, bunu zaman gösterecek; ama en azından mekanizmanın kapısı aralanmış olacak.

Yapısal tartışmanın kapısını kim aralayacak?

Yangın güvenliği standartlarının hayata geçirilmesi, kâğıt üzerinde değil fiilen uygulanması meselesidir. Türkiye'de mevzuat eksikliğinden çok mevzuatın uygulanması sorunu yaşandığını gösteren pek çok örnek mevcuttur. Denetim sıklığı, denetçilerin bağımsızlığı ve denetim sonuçlarının nasıl takip edildiği, teknik bir idari mesele gibi görünse de aslında siyasi bir tercihin sonucudur: kaynakları bu alana yönlendirip yönlendirmeme kararı nihayetinde bir öncelik sorusudur.

Kartalkaya davası, bu tartışmayı kaçınılmaz kılacak bir güce sahiptir. Aile Platformu'nun ısrarlı tutumu, kamuoyunun dikkatini bu yapısal sorulara çekebilir. Peki ya kurumlar? Benzer facialar sonrasında yapılan mevzuat değişikliklerinin kısa vadede hayata geçirildiği, uzun vadede ise denetim kapasitesinin yeniden aşındığına ilişkin işaretler görüldüğü durumlar Türkiye gündeminde yabancı değildir. Değişikliği kalıcı kılan şey mevzuat metni değil, kurumların bu metni uygulama kararlılığıdır.

Sonuç itibarıyla Ankara'daki adalet nöbeti bir acının dışavurumundan fazlasıdır. Bir mekanizma talebidir: hesap sorulabilir kurumlar, işler denetim zincirleri ve şeffaf yargı süreçleri. Bu talebin karşılık bulup bulmayacağı, yalnızca bir davanın seyrini değil Türkiye'de kamu güvenliğinin nasıl yönetileceğine ilişkin daha geniş bir soruyu da yanıtlayacak.

Türkiye, bu soruyu kaç kez daha facia mahkemelerinde mağdur ailelerin ağzından duymak zorunda kalacak?

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Aileler neden Ankara Anıtpark'ta adalet nöbeti tutuyor?

Başkent mahkemeler, meclis ve kamuoyuna aynı anda seslenmek için sembolik ve pratik bir anlam taşır. Nöbeti, felaketlerin siyasi gündemin sıradanlaşmış kalemlerine dönüşmesini ve mağdur ailelerin görünmezleşmesini önlemek amacıyla yapılıyor.

Kartalkaya yangınında kurumsal sorumluluk neden açıklanmadı?

Türkiye'de yangın güvenliği denetimi belediye, il özel idaresi, bakanlık ve işletme arasında dağınık bir görev yapısına sahiptir. Bu yapı, sorumluluğun bireysel düzeyde soruşturulmasını kolaylaştırırken, kurumsal hatalar idari prosedür tartışmalarına dönüştürülmektedir.

Adalet nöbeti hangi talepler üzerine inşa ediliyor?

Aileler yargı sürecinin hızlanması ve şeffaflaşmasını, ayrıca denetim zincirinin tamamı hakkında kurumsal hesap sorma mekanizmalarının işletilmesini talep etmektedir.

Mevzuat değişiklikleri neden kalıcı olamıyor?

Türkiye'de benzer felaketleri takip eden mevzuat değişiklikleri kısa vadede uygulanırken, uzun vadede denetim kapasitesi yeniden aşınmaktadır. Değişimi kalıcı kılan şey mevzuat metni değil, kurumların uygulama kararlılığıdır.

Etiketler

Serhan Koyuncu

Yazar

Serhan Koyuncu

Siyaset bilimci ve köşe yazarı. Türkiye'nin iç siyaseti, kurumsal dönüşümler ve kamu yönetimi üzerine yazıyor.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın

Kartalkaya Yangını Mağdurları Ankara'da Nöbet Tutuyor | KROP.