İstanbul'da Bir Sahil Kapatıldı: Deniz Kirliliği Yine Gündemde
İstanbul'da deniz kirliliği gerekçesiyle kapatılan bir sahil, şehrin kronik çevre sorunlarını bir kez daha görünür kıldı.
İçindekiler

İstanbul'da bir sahil, deniz kirliliği gerekçesiyle yüzmeye kapatıldı. Karar rutin bir idari işlem gibi görünebilir; ama bu şehirde bu tür kararlar hiçbir zaman yalnızca bir sahille sınırlı kalmaz. Arkasında on yıllardır birikmiş, çözülemeyen ya da çözülmesi ertelenen bir yapısal sorun yatar.
Kapatma Kararı Nasıl Geldi?
Sahilin kapatılması, su kalitesini düzenli aralıklarla izleyen yetkili kurumların ölçüm bulgularına dayanıyor. Deniz suyunda saptanan kirlilik göstergelerinin kabul edilebilir sınırların üzerine çıkması, yetkilileri harekete geçirdi ve bölgede yüzme yasağı ilan edildi. Halka yapılan duyurularda denize girilmemesi, sahil şeridinde dikkatli olunması istendi.
Yetkililer her seferinde benzer bir dil kullanır: "Önlem amaçlı""geçici""takip altında." Bu ifadeler yanlış değil, ama eksik. Çünkü "geçici kapatma" kararları İstanbul'da neredeyse mevsimlik bir alışkanlığa dönüşmüş durumda. Kapatılan sahil açılır, bir süre sonra başka bir noktada yeni bir uyarı gelir. Döngü kendini tekrar eder.
İstanbul'un Coğrafyası Sorunu Yapısal Kılıyor
İstanbul, denizle bu denli iç içe geçmiş az sayıdaki megakentlerden biri. Marmara Denizi, Boğaz ve Haliç, şehrin hem kimliğini hem de en hassas noktalarını oluşturuyor. Aynı zamanda İstanbul, Türkiye'nin en kalabalık şehri. Bu iki gerçek bir arada düşünüldüğünde, deniz kirliliğinin neden kronikleştiği daha net anlaşılıyor.
On milyonlarca insanın yaşadığı, sürekli büyüyen ve yoğunlaşan bir kentte altyapının bu yüke yetişmesi son derece güç. Kentsel büyüme hızı, çevre yönetimi kapasitesini çoğu zaman geride bırakıyor. Yeni yapılaşma alanları, genişleyen sanayi bölgeleri ve artan nüfus, denize ulaşan kirletici yükünü her geçen yıl artırıyor. Üstelik Marmara Denizi, coğrafi konumu itibarıyla kapalı bir deniz havzasına yakın özellikler taşıdığından kirlilikleri dağıtma kapasitesi sınırlı. Bir kez giren, kolayca çıkmıyor.
Kirlilik Nereden Geliyor?
Üç temel kaynak var ve bunlar birbirinden bağımsız değil; birbirini besliyor.
Kanalizasyon altyapısı: İstanbul'un büyük bölümünde yağmursuyu ve atıksu hatları hâlâ ayrılmış değil. Yoğun yağış dönemlerinde bu iki hat birbirine karışıyor ve işlenmemiş ya da yetersiz arıtılmış atıksu, doğrudan denize akıyor. Bu sorun onlarca yıldır biliniyor; çözüm ise hâlâ tamamlanmış değil.
Sanayi deşarjları: Şehrin çeperlerinde ve organize sanayi bölgelerine yakın kıyı noktalarında sanayi kaynaklı deşarjlar, deniz kirliliğinin önemli bir bileşeni olmaya devam ediyor. Denetimler yapılıyor, cezalar kesiliyor; ama deşarjlar durmuyor.
Kentsel yük: Yüzeyi kaplamalar, inşaat atıkları, plastik ve diğer katı atıklar yağmur sularıyla birlikte denize taşınıyor. Turistik ve yoğun nüfuslu sahil şeritlerinde bu yük özellikle ağır hissediliyor. Yüzeyde gözle görülen kirlilik, suyun altındaki kimyasal ve biyolojik kirliliğin yalnızca küçük bir parçası.
"Deniz kirliliği, kaynağından çok uzakta görünür hale gelir. Sorunun nerede başladığını anlamadan, nerede bitireceğinizi bilemezsiniz." (Genel çevre bilimi ilkesi)
Bu ilke İstanbul için birebir geçerli. Kapatılan sahil, kirliliğin kaynağı değil; sonucu.
Halk Sağlığı Boyutu Göz Ardı Ediliyor mu?
Kirli deniz suyuyla temas, bir dizi sağlık riskini beraberinde getiriyor. Bunların başında gastroenterit geliyor. Deri döküntüleri, göz enfeksiyonları ve kulak yolu iltihabı da kirli deniz suyuyla doğrudan ilişkilendirilen rahatsızlıklar arasında yer alıyor. Kıyılarda yoğunlaşan koliform bakteri ve diğer patojen mikroorganizmalar, özellikle çocuklar ve bağışıklık sistemi zayıf bireyler için daha ciddi riskler oluşturuyor.
Sorun şu: Kapatma kararları genellikle kirlilik görünür hale geldikten, yani ölçüm değerleri sınırı aştıktan sonra geliyor. Oysa kıyı sularındaki kalite dalgalanmaları, bölgeden bölgeye ve mevsimden mevsime büyük farklılıklar gösteriyor. Bir gün ölçülen değer kabul edilebilir sınırın altında olabilir; ertesi gün yağış, artan kentsel akış ya da bir deşarj nedeniyle tablo dramatik biçimde değişebilir.
Halkın bu konuda yeterince bilgilendirildiğini söylemek güç. Sahil kapatma duyuruları genellikle belediye sosyal medya hesaplarında ya da yerel basında yer alıyor. Bölgeye gelen, özellikle o güne özel gelen ziyaretçilerin bu bilgiye zamanında ulaşması her zaman mümkün olmuyor. Kapatma tabelaları ise sahilin tamamını her zaman kapsamıyor; bazı noktalarda uyarı levhası, bazılarında yok.
Ayrıca uyarı sistemlerinin standardize edilmemiş olması da ayrı bir sorun. Hangi değerde kapatma kararı alınacağı, kapatmanın ne kadar süreceği ve yeniden açılış için hangi kriterlerin esas alınacağı konusunda kamuoyuyla paylaşılan net ve tutarlı bir çerçeve bulunmuyor. Bu belirsizlik, hem vatandaşların hem de zaman zaman yerel yönetimlerin kararlarını zorlaştırıyor.
Semptom mu, Çözüm mü?
Sahil kapatma kararları, kısa vadede doğru bir adım. Kirlilik tespit edildi, risk bildirildi, temas engellendi. Bunlar yapılması gereken şeyler.
Ama asıl soru şu: Bu karar, kronik bir sorunun yönetilmesine mi hizmet ediyor, yoksa çözülmesine mi?
İstanbul'un deniz kirliliği problemi yeni değil. Haliç'in yıllarca içinde yüzülemeyecek kadar kirli olduğu, Marmara Denizi'nin müsilaj kriziyle boğulduğu, kıyı balıkçılığının giderek zorlaştığı biliniyor. Zaman zaman büyük projeler hayata geçirildi, atıksu arıtma tesisleri kuruldu, bazı alanlarda iyileşme kaydedildi. Ama sorun varlığını koruyor; çünkü kökleri derinde.
Altyapı yatırımları süreklilik ve yeterli finansman gerektiriyor. Sanayi denetimi kararlılık ve bağımsız denetim mekanizması istiyor. Kentsel atık yönetimi ise uzun vadeli bir planlama ve davranış değişikliği olmadan tek başına çözülemiyor. Bunların hiçbiri, bir sahili kapatıp beklemekle hallolmuyor.
Üstelik İstanbul'da çevre politikası tartışmaları çoğu zaman seçim dönemlerine ve kriz anlarına sıkışıyor. Müsilaj krizi gündemdeyken deniz kirliliği herkesin meselesi oluyor; kriz görünürden kaybolunca ilgi de azalıyor. Bu döngü, sahillerin kapatılıp açılma döngüsüyle tuhaf bir paralellik taşıyor.
Kapatılan bu sahil, farkında olmadan bir şeyin altını çizdi: İstanbul, denizini hem en büyük değeri hem de en çok ihmal ettiği mirası olarak görmeye devam ediyor. İki tutum bir arada var olamaz; ya birinin ya da diğerinin gerçek olduğunu kabul etmek gerekiyor.
Şu an yapılan, semptomla başa çıkmak. Gerçek çözüm ise çok daha geniş bir iradeyi, çok daha uzun bir nefesi ve çok daha tutarlı bir politika çerçevesini gerektiriyor.
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
Deniz kirliliğinin başlıca kaynakları neler?
Yoğun yağışlarda atıksu ve yağmursuyu hatlarının karışması, sanayi bölgelerinden yapılan deşarjlar ile yüzey akışlarına karışan inşaat atıkları ve plastik çöplerdir. Bu üç kaynak birbirini besleyerek kirliliği katmanlı hale getiriyor.
Neden İstanbul'da deniz kirliliği bu kadar önemli bir sorun?
İstanbul on milyonlarca kişinin yaşadığı megakent olup, Marmara Denizi'nin coğrafik yapısı gereği kapalı bir havza özelliği taşımasıyla kirlilik dağılamamakta ve birikmektedir. Kent planlaması kapasitesi nüfus artışının gerisinde kaldığından sorun kronikleşmiştir.
Kapatma kararları çözüm müdür?
Kapatma kararları kısa vadede halka risk bildirir ve teması engeller; ancak sorunun kökü olan altyapı yetersizliğini, sanayi denetimini ve kentsel atık yönetimini çözmez. Gerçek çözüm uzun vadeli ve tutarlı politika gerektiriyor.
Halk bu kapatmalardan haberdar mı?
Duyurular çoğunlukla belediye sosyal medya hesaplarında yer aldığından, özellikle bölgeye gelen ziyaretçiler zamanında bilgilendirilemiyor. Uyarı levhaları da sahilin tamamını kapsamadığından bilgi akışında boşluklar bulunuyor.
Marmara Denizi'nin kapalı havuz özelliği neden önemli?
Kapalı havzaya giren kirletici maddelerin kolayca denizin diğer bölgelerine dağılması mümkün olmadığından, bir kez başlayan kirlilik birikmiş ve yoğunlaşmış halde kalıyor.
Hayvan davranışları, bakımı ve türleri hakkında bilim temelli içerikler hazırlarım. Amacım güvenilir bilgiyi anlaşılır ve akıcı bir dille paylaşmaktır.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


