İçeriğe geç
Ekonomi

Fed'in Faiz Artırımı: Küresel Dengelerde Yeni Bir Kırılma Noktası

Fed, Temmuz 2023'ten bu yana ilk kez faiz artırdı. Bu karar yalnızca ABD'yi değil, Türkiye dahil tüm gelişmekte olan piyasaları derinden etkiliyor.

İçindekiler
Renkli neon ışıkları ve LED göstergeleri ile gece manzarası

ABD Merkez Bankası'nın (Fed) federal fonlama faizini 25 baz puan artırarak yüzde 3,75-4 aralığına taşıması, yüzeysel okunduğunda teknik bir para politikası adımı gibi görünebilir. Oysa Temmuz 2023'ten bu yana ilk kez gerçekleşen bu artırım, küresel finansal mimarinin içinden geçtiği kırılma noktasını simgeliyor. Verinin bize söylediği şudur: uzun süre sürdürülen bir gevşeme ve ardından gelen beklenti yönetimi döneminin kapandığı, Fed'in yeniden sıkılaştırma refleksini devreye soktuğu yeni bir dönem başlıyor. Gelişmekte olan piyasalar için bu dönüşümün bedeli hafif olmayacak.

FOMC Kararının Teknik Arka Planı

Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC), söz konusu artırım kararını 12-0 gibi tam bir oybirliğiyle aldı. Bu oybirliği, basit bir karar disiplinini değil, komite içindeki görüş birliğini yansıtıyor. Hedef aralık yüzde 3,50-3,75'ten yüzde 3,75-4'e çekildi. Karar metninde ekonomik aktivitenin sağlam bir hızda genişlediği vurgulandı. Fed bu ifadeyle bir yandan ekonominin dayanıklılığına işaret ederken öte yandan faiz artırımının büyüme üzerindeki olası baskısını minimize eden bir söylem kurdu.

Temmuz 2023'te gerçekleştirilen 25 baz puanlık artırımla politika faizi yüzde 5,25-5,50 aralığına yükselmişti. O seviye, 2001'den bu yana görülen en yüksek faiz oranıydı. Ardından uzun bir duraklamanın geldiğini, faizin kademeli olarak indirildiğini ve şimdi yeniden tırmanma yoluna girildiğini görüyoruz. Bu döngü, salt sayıların ötesinde, Fed'in enflasyonla mücadelede ne denli karmaşık bir denge kurduğunu gözler önüne seriyor.

Kararın Arkasındaki Dinamikler

Sorunun kökeninde yatan şey, Fed'in hangi koşullar altında bu kararı almak zorunda kaldığıdır. Merkez bankacılığının klasik ikilemi burada bir kez daha kendini gösteriyor: enflasyonu bastırırken büyümeyi feda etmemek, tam istihdamı korurken fiyat istikrarını sağlamak. Teoride ne kadar da güzel, pratikte ise bu denge her zaman çatlamaların üzerinde kurulu.

Fed'in faiz artırımına gitmesi, enflasyonun henüz kalıcı biçimde hedef seviyeye inmediğine dair bir sinyal içeriyor. Öte yandan istihdam piyasasının dayanıklılığını koruyor olması, yani ekonominin faiz yüküne rağmen çökmemesi, merkez bankasına manevra alanı tanıdı. Büyüme verilerinin olumlu seyretmesi de bu denkleme dahil. Aslında bu üç faktörün bir arada bulunması, Fed'in elini güçlendiriyor; hem daraltıcı politikayı sürdürebilir hem de büyüme yavaşlamasına karşı gerekirse tepki verebilir konumda. Makroekonomik ölçekte bakıldığında bu, merkez bankasına nadir rastlanan bir esneklik penceresi sunuyor.

Küresel Sermaye Akışları Üzerindeki Baskı Mekanizması

Fed'in faiz artırması, küresel sermaye hareketlerini doğrudan etkileyen en güçlü değişkenlerden biridir. Mekanizma basit ama etkileri derin ve katmanlı işliyor. ABD'de risksiz getiri yükseldiğinde, portföy yatırımcıları için gelişmekte olan piyasaların sunduğu risk-getiri dengesi sorgulanır hale geliyor. Sermaye, daha öngörülebilir ve likit olan ABD varlıklarına yöneliyor. Bu hareketin ilk kurbanları ise gelişmekte olan ülkelerin para birimleri ve bono piyasaları oluyor.

Tarihsel örüntüye bakıldığında bu mekanizmanın işleyişi son derece tutarlı. Fed sıkılaştırdığında dolar güçleniyor, dolar güçlendiğinde emtia fiyatları baskılanıyor, sermaye gelişmekte olan piyasalardan çıkıyor ve bu ülkelerin döviz rezervleri eriyerek cari açık finansmanı güçleşiyor. Özellikle yüksek dış borç yükü ve cari açık taşıyan ülkeler bu döngüden orantısız biçimde etkileniyor. Türkiye, bu tanımın tam da ortasında duran bir ekonomi.

Türkiye Özelinde Doğrudan ve Dolaylı Etkiler

Fed kararının Türkiye üzerindeki yansımaları birden fazla kanaldan geliyor ve bu kanallar birbirini besliyor. Birinci kanal doğrudan döviz kuru baskısı. Dolar endeksinin güçlenmesi, dolar-TL paritesinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Türkiye'nin enerji ve ara malı ithalatının büyük bölümünün dolar cinsinden yapıldığı düşünüldüğünde, kur üzerindeki her baskı içeriye enflasyonist bir dalga olarak yansıyor. Bu içselleştirilmiş enflasyon, döviz kuru kaynaklı maliyet artışlarının fiyat düzeyi üzerindeki gecikmeli ama kalıcı etkisine karşılık geliyor.

İkinci kanal, dış borç servisi maliyetleri. Türkiye'nin hem kamu hem de özel sektör borcunun kayda değer bir bölümü döviz cinsinden. Dolar faizlerinin yükselmesi, yeni borçlanma maliyetlerini artırırken mevcut değişken faizli borçların servis yükünü de ağırlaştırıyor. Bu durum, özellikle döviz geliri zayıf olan sektörlerde bilanço baskısı yaratıyor.

Üçüncü kanal ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) hareket alanının daralması. Aslında burada çok katmanlı bir kısıt söz konusu. Bir yanda Fed'in artırımıyla genişleyen faiz makası, dışarıya sermaye çıkışını tetikleyebilecek bir çekim gücü oluşturuyor. Öte yanda yurt içinde enflasyonla mücadele ve büyüme hedefleri arasındaki gerilim sürüyor. TCMB, bu iki baskı altında politika tepkisini kalibre etmek zorunda. Eğer faiz artırımına giderse büyüme kanalları üzerinde ek baskı oluşuyor; gitmezse kur ve enflasyon sarmalı derinleşebilir. Yapısal sorunlara yapı-içi çözümler bulmanın ne denli zorlaştığı, bu kısıt kümesinde somut biçimde görünüyor.

Yapısal Bağımlılık ve Kırılganlık Sorunu

Tek bir Fed kararının Türkiye gibi bir ekonomiyi bu kadar derinden etkileyebiliyor olması, aslında başlı başına bir analiz konusu. Makroekonomik ölçekte bakıldığında sorun, kısa vadeli sermaye hareketlerine aşırı bağımlı bir büyüme modelinin yapısal kırılganlıkları ile küresel faiz döngülerinin kesiştiği noktada patlak veriyor.

Türkiye, uzun yıllar boyunca cari açığını sıcak para girişiyle finanse etti. Bu model, küresel likiditenin bol ve ucuz olduğu dönemlerde sürdürülebilir görünüyor; ancak Fed faizleri yükselip küresel risk iştahı daraldığında, finansman kanalları aniden kapanabiliyor ya da ciddi ölçüde pahalılaşabiliyor. İçerideki sermaye birikiminin ve üretim kapasitesinin bu dışsal çalkantıları absorbe edecek derinlikte olmaması, kırılganlığı yapısal bir zemine taşıyor.

Sorunun kökeninde yatan başka bir mesele de döviz cinsinden yükümlülüklerin geniş tabana yayılmış olması. Enerji ithalatı, hammadde bağımlılığı ve teknoloji transferi maliyetlerinin dolar veya euro bazında gerçekleşmesi, her döviz şoku döneminde hem enflasyonu hem de üretim maliyetlerini aynı anda yukarı çekiyor. Bu yapısal unsur değişmediği sürece Fed döngüleri Türkiye ekonomisi üzerinde asimetrik ve orantısız etkiler üretmeye devam edecek.

Olası politika tepkilerinin sınırları da gerçekçi biçimde değerlendirilmeli. TCMB'nin faiz artırımı, kuru stabilize etmede işe yarayabilir; ancak bu, iç talebi baskıladığı ve kredi kanallarını daralttığı ölçüde büyüme maliyetine katlanmak anlamına geliyor. Rezerv kullanımı kısa vadeli bir baskı valsine dönüşme riskini taşıyor. Sermaye kontrolü ise yabancı yatırımcı güvenini ve Türkiye'nin uluslararası kredi erişimini dolaylı biçimde zedeliyor. Bu üç tepkinin her biri, çözdüğünden daha büyük sorunlar üretme potansiyeline sahip.

Politika Önerileri

Bir Fed faiz artırımını dış şok olarak ele almak analitik açıdan doğru; ama bu tespitte kalmak yetmez. Yapısal bağımlılığın azaltılması için somut bir yol haritası şart.

Birincisi, cari açığın yapısı dönüştürülmeli. Enerji verimliliğine yapılan yatırımlar ve yerli üretimdeki katma değer artışı, döviz ihtiyacını orta vadede azaltacak en temel mekanizmadır. İkincisi, TCMB'nin bağımsızlığı ve öngörülebilirliği pekiştirilmeli. Güçlü kurumsal güvenilirlik, küresel sermayenin volatilite dönemlerinde bile ülkede kalmasını sağlayan en değerli güvencedir. Üçüncüsü, kısa vadeli portföy yatırımlarına olan bağımlılığı azaltacak yapısal reformlar hayata geçirilmeli; doğrudan yabancı yatırımı çeken, ihracat çeşitlendirmesini destekleyen politikalar önceliklendirilmeli.

Fed kararı bir gerçeği bir kez daha görünür kıldı: küresel para politikası döngülerinden yalıtılmış bir Türkiye ekonomisi hayali değil, ama iç ekonomik yapısını güçlendirerek bu döngülere karşı daha dirençli hale gelmiş bir Türkiye hedefi gerçekçi. Bu hedef için zaman daralıyor.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Fed neden faiz artırımına gitti?

Enflasyonun henüz kalıcı biçimde hedef seviyeye inmediğine karşılık ekonominin büyümesi ve istihdam verilerinin güçlü seyretmesi, Fed'e sıkılaştırmaya gitmek için gerekli manevra alanını tanıdı.

Fed faiz artırımı Türkiye ekonomisini nasıl etkiler?

Dolar kuru baskısı, enerji ve ithalatın maliyetlerini artırıp enflasyon yaratır; dış borç servisi maliyetleri yükselir; TCMB faiz artırımı ve kur istikrarı arasında seçim yapmak zorunda kalır.

Türkiye neden Fed döngülerinden bu kadar etkileniyor?

Yüksek dış borç, geniş cari açık ve enerji ithalatı gibi döviz bağımlılıkları ile sıcak para girişiyle finanse edilen büyüme modelinin yapısal kırılganlığı nedeniyle.

TCMB faiz artırımından başka seçeneği var mı?

Rezerv kullanımı kısa vadeli bir çözüm olup sürdürülemez; sermaye kontrolü yatırımcı güvenini zedeleyecektir; bu nedenle yapısal reformlar yapılmalıdır.

Türkiye Bu durumdan çıkmak için ne yapmalı?

Enerji verimliliğine yatırım, ihracat çeşitlendirmesi, doğrudan yabancı yatırım çekme ve TCMB bağımsızlığını pekiştirmek aracılığıyla yapısal bağımlılığı azaltmalıdır.

Etiketler

Murat Keskin

Yazar

Murat Keskin

İktisat profesörü, ekonomi yazarı. Makro ve mikro ekonomi, kamu maliyesi, uluslararası ticaret alanlarında derin bilgiye sahip.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Üye misin? Giriş yap

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın