Duş Almamak Bir Kimlik İfadesi Haline Geldiğinde Ne Olur?
Buluşmadan önce duş almama trendi, hijyen tercihinin ötesinde genç erkeklerin kimlik inşasını ve cinsiyet performansını gözler önüne seriyor.
İçindekiler

Bir süre önce danışmanlık yaptığım genç bir erkek, arkadaşlarıyla ilgili garip bir şey anlattı. Buluşmalardan önce duş almıyorlar, hem de bilinçli olarak. Üstelik bu bir ihmal değil, bir tercih. Bir tutum. Bunu "erkeksi" bulduklarını, bu şekilde daha "gerçek" göründüklerini düşündüklerini de ekledi. O an karşımda oturan kişiyle değil, bu tutumun ardındaki mekanizmayla ilgilenmeye başladım.
Sosyal medyada dolaşıma giren bu davranış kalıbı, aslında epeydir var. Ama son dönemde görünürlüğü ve özellikle genç erkekler arasındaki yayılımı dikkat çekici bir boyuta ulaştı. Kimi platformlarda bu tercih açıkça paylaşılıyor, kimi yerde ima ediliyor. Buluşmadan önce duş almamak, sıradan bir alışkanlık değil; neredeyse bir manifesto gibi sunuluyor. Ve işte tam bu noktada konu, hijyenin çok ötesine geçiyor.
Koku Bir Performansa Dönüşünce
Belirli bir kokuya sahip olmak, hatta o kokuyu üretmek, bazı genç erkekler için kimliğin bir parçası haline gelmiş durumda. Bu çok da yadırganacak bir şey değil, aslında. Koku ile cinsiyet kimliği arasındaki ilişki, yeni bir keşif değil. Ama bu ilişkinin sosyal medya etkisiyle bir davranış normuna dönüşmesi, farklı bir şey.
Judith Butler'ın performatif kimlik teorisini bilirsiniz. Butler, toplumsal cinsiyetin doğuştan gelen bir özellik olmadığını, sürekli tekrarlanan eylemlerle "yapıldığını" söyler. Erkeklik de bu anlamda bir performanstır; giysilerle, sesle, yürüyüş biçimiyle, evet, kokularla da. Duş almamak, bu çerçevede anlamlı bir eylem haline geliyor çünkü o kimliği tekrar tekrar üretmek için kullanılıyor.
Bunun ardında genellikle şu var: "Doğal erkek kokusu" olarak çerçevelenen şey, aslında bir kimlik iddiasıdır. Yapaylıktan, uyumdan, "bakımlı olmak zorunda hissetmekten" bir tür özgürleşme. Performansın paradoksu da tam burada yatıyor. Özgür olmak için, belli bir role sıkışmak. Duş almamak, bir kimlik inşasıdır; hem kendin için hem de başkalarının gözünde.
Sosyal Medya Nasıl Norm Üretiyor?
Bakın şöyle düşünelim. Bir bireyin tek başına yaptığı bir şey ile milyonlarca kişinin aynı anda gördüğü, beğendiği, yorumladığı bir şey arasında çok büyük bir fark var. Sosyal medya, bu farkı üreten makinedir.
Bir davranış, beğeni ve etkileşim aldığında platformun algoritması onu daha görünür kılıyor. Daha görünür olan şey normalleşiyor. Normalleşen şey ise zamanla bir referans noktasına dönüşüyor. Özellikle kimlik arayışının en yoğun yaşandığı ergenlik ve genç yetişkinlik dönemlerinde bu süreç son derece hızlı işliyor.
Genç erkekler için bu kez normalleşen şey, duş almayı atlamak. Ama asıl normalleşen şey, bunun "erkeklikle" ilişkilendirilmesi. Bu ilişkilendirme bir kez yerleşti mi, davranış artık basit bir tercih olmaktan çıkıyor. Bir ritüele dönüşüyor. "Ben de böyle yapıyorum, demek ki ben de bu gruba aitim" mantığıyla işleyen bir aidiyet mekanizması devreye giriyor.
Gençlik, hem en çok etkilenen hem de bu etkileri en az fark eden dönemdir. Kendi grubuna ait olmanın getirdiği güvenlik hissi, bireysel sorgulamayı genellikle arka plana iter. Duş almamak artık "ben de erkekçe biriyim" demektir. Bir bedensel deneyim değil, sosyal bir mesajdır.
Hijyen Evrensel Değil, Tarihsel
Şunu da söylemek gerekiyor: Temizlik standartları her çağda, her kültürde aynı olmamıştır. Hijyen normları tarihsel olarak şekillenmiş, döneme ve coğrafyaya göre dramatik biçimde değişmiştir. Orta Çağ Avrupası'nda banyonun hastalığa yol açtığına dair yaygın bir inanç vardı. Osmanlı'da hamamın gündelik yaşamın ayrılmaz parçası olduğu dönemlerle, Batı Avrupa'da aylarca yıkanılmadığı dönemler neredeyse eşzamanlı yaşandı. Bu bir ahlak meselesi değil, bir kültür meselesidir.
Bugünkü hijyen anlayışımız büyük ölçüde 19. ve 20. yüzyılda tıp biliminin gelişmesiyle, mikrop teorisinin kabul görmesiyle ve tüketim kültürünün genişlemesiyle şekillendi. Sabun, deodorant, şampuan; bunların hepsi aynı zamanda birer endüstriyel üründür. Bu ürünlerin bu kadar içselleştirilmesinin ardında reklam tarihi de yatıyor.
Dolayısıyla "duş alınmalı" normunu da sorgusuz sualsiz bir hakikat gibi sunmak doğru olmaz. Ama bunun tam karşısına geçip "duş alınmamalı" demek de aynı derecede indirgemeci olur. Asıl mesele şu: Bu tercih, bir özgürlük ifadesi mi, yoksa yeni bir normatif baskının içinde mi şekilleniyor?
Genç erkekler için cevap, çoğunlukla ikincisi. Duş almamak özgür bir tercih gibi göründüğünde bile, çoğu zaman onay alma ihtiyacıyla doğrudan bağlantılıdır. Sosyal medyada görünür olmak, beğeni almak, "erkek" olarak konumlanmak. Bunlar tam olarak özgürlüğün değil, gruba uyumun dinamikleridir.
Bedenin Anlam Alanı
Beden, her zaman anlam taşır. Kıyafet seçimi, saç biçimi, duruş... Bunların hepsi, sözsüz bir dil olarak işler. Koku da bu dilin bir parçasıdır; belki de en ilkel, en içgüdüsel parçası.
Psikologlar uzun süredir kokuyu hem hafıza hem de kimlik deneyimiyle ilişkilendiriyor. Bir kişinin kokusu, ona dair duygusal bir baskıya dönüşür beyinde. Bu yüzden eski bir sevgilinin parfüm kokusunu duyduğunuzda onunla ilgili bir anı canlanır. Ya da annenizin mutfak kokusu sizi çocukluğa götürür.
Şimdi bu mekanizmayı genç erkeklerin kimlik inşasıyla birlikte düşündüğünüzde, duş almama davranışının neden bu kadar tutunabildiğini anlamak kolaylaşıyor. Beden, kimliğin en doğrudan ifade alanıdır. Ve koku, o bedenin en direkt mesajıdır. "Ben buyum" demek için, kelimeye bile gerek kalmıyor.
Ama burada dikkat çekmek istediğim şey şu: Bu anlam, bireyin kendi içinden gelmiyorsa ne olur? Dışarıdan, platformdan, grubun beklentisinden geliyorsa? O zaman bu bir kimlik ifadesi değil, kimlik taklidi olabilir.
Peki Biz Nerede Duruyoruz?
Bu trendi gördüğümde aklıma hep aynı soru geliyor: Bunu tercih eden genç erkekler, "erkek olmak" için ne kadar dar bir alanda hareket etmek zorunda hissediyorlar?
Çünkü gerçekten özgür bir bireyin bir davranışı benimsemesi için sosyal medyanın onayına ihtiyacı yoktur. Gerçekten özgür bir bireyin "erkeksi" görünmek için beden temizliğinden vazgeçmesi de gerekmez. Bu tablo, özgürlüğün değil, özgürlük kılığına girmiş bir uyumculuğun göstergesidir.
Ve bu yalnızca genç erkeklere özgü değil. Her kuşak, her dönem, her cinsiyet, kimliğini inşa ederken dışarıdan gelen mesajlarla iç içe geçer. Sosyal medya bu süreci sadece hızlandırmış ve görünür kılmıştır. Fark eden taraf olabilmek için bu mekanizmaları bilmek gerekiyor.
Trendin kendisi geçecek. Belki yerini başka bir şey alacak. Ama altındaki dinamik, yani kimliği dışarıdan onaylattırma ihtiyacı, daha derin bir şey. Ve asıl sorulması gereken soru şu: Bir davranışı "ben istediğim için yapıyorum" diye düşündüğümüzde, gerçekten bu kadar emin olabilir miyiz?
Kaynaklar
Sıkça sorulanlar
Neden genç erkekler duş almamayı 'erkeksi' buluyorlar?
Bunun ardında 'doğal erkek kokusu' çerçevesinde yapaylıktan, uyumdan kurtulma fikri yatıyor. Ancak paradoks şu ki, bu bir rol inşasıdır ve özgürlük iddiası taşımakta gerçekten özgür değildir.
Sosyal medya bu davranışın yayılmasında nasıl rol oynuyor?
Algoritma beğeni alan davranışları daha görünür kılarak normalleştirir. Normalleşen şey zamanla referans noktasına dönüşür ve gençler aidiyet mekanizmasıyla bunu tekrarlar.
Hijyen normları sabit midir?
Hayır, hijyen standartları tarihsel ve kültürel olarak şekillenmiştir. Orta Çağ Avrupa'sında banyonun hastalık yaptığına inanılırken, Osmanlı'da hamam gündelik yaşamın parçasıydı.
Bu davranış gerçekten özgür bir tercih midir?
Çoğunlukla değildir. Sosyal medya onayı, beğeni alma ve 'erkek' olarak konumlanma ihtiyacıyla bağlantılıdır, bu da gruba uyumun dinamikleridir.
Klinik psikolog ve davranış araştırmacısı. İnsan psikolojisini gündelik dille anlatmayı sevir.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


