Buluşmanın Bedeli: Enflasyon Gençlerin Sosyal Hayatını Nasıl Daralttı
Türkiye'de 19 milyon bekarın sosyal yaşamı enflasyonla daraldı. Mütevazı bir buluşmanın bedeli, öğrenci harçlığının dört gününe eşit.
İçindekiler

Türkiye'de 19 milyon bekar yaşıyor. Bu rakam, bir medeni hal istatistiğinin ötesinde; sosyalleşme, tanışma ve birliktelik kurma çabasının içinde debelenen milyonlarca insanın somut sayımı. Peki bu insanların birbirleriyle buluşabilmek için ödediği bedel ne noktaya ulaştı? Güncel verilere göre Türkiye'de mütevazı bir buluşmanın toplam maliyeti, bir üniversite öğrencisinin dört günlük harçlığına denk geliyor. Bu tek cümle, ekonomik krizin toplumsal yansımalarını anlatmak için belki de en çarpıcı ölçüt; çünkü soyut enflasyon rakamlarını en somut ve en insani alanda, yani insan ilişkilerinde görünür kılıyor.
Konuya ilişkin çalışmalar gösteriyor ki yaşam maliyetinin yükselişi, hanehalkı harcamalarını kısmakla bitmiyor; sosyal var oluşun kendisini de yeniden tanımlıyor. Şehir merkezinde bir kafe buluşması, birlikte bir öğün yemek, gidip gelmenin ulaşım bedeli; bunların her biri tek başına göz yumulabilir bir kalem gibi görünse de bir araya geldiklerinde, dar bütçeli bir genç için neredeyse geçilmez bir eşiğe dönüşüyor.
Hesap Makinesine Düşen Buluşma
Tablonun tamamını görmek için önce basit bir hesap yapmak gerekiyor. Şehir merkezinde sıradan bir kafede iki kişilik kahve siparişi son iki yılda ciddi biçimde yukarı fırladı; buna küçük bir tatlı ya da atıştırmalık eklendiğinde tutar daha da kabarıyor. Ulaşım kalemi de artık göz ardı edilemez bir ağırlık taşıyor, çünkü toplu taşıma ücretlerindeki ardışık zamlar bu kalemi sessiz sedasız büyüttü. Restoran seçeneğine gelince; öğrencilerin önemli bir kesimi için bu seçenek ya tamamen tablonun dışına çıkmış ya da yalnızca özel günler için saklanan bir "lüks" olarak sınıflandırılmış durumda.
Öğrencilerin harçlık ve burs rakamları bu tablonun neresinde duruyor? Türkiye'deki üniversite öğrencilerinin büyük bölümü devlet burslarına ya da ailelerinden gelen sınırlı desteklere yaslanıyor. Dört günlük harçlığın büyük çoğunluğu zaten yemek, ulaşım ve temel ihtiyaçlara bölünmüş. Bir buluşmanın bu denklemin içine sıkıştırılması gerektiğinde ortaya çıkan seçim, yalnızca ekonomik değil, duygusal bir baskıya da dönüşüyor. Buluşmaya gidip gitmemek artık bir tercih meselesi değil; hangi ihtiyacı erteleyeceğine karar verme meselesi.
Sosyalleşmek Artık Bir Ayrıcalık mı?
Yıllarca saha çalışmalarından ve farklı yaş gruplarıyla yürütülen alan araştırmalarından öğrendim: bir toplumda sosyal katılımın önünde ekonomik engeller yükselmeye başladığında, en çok etkilenenler her zaman en az kaynağa sahip olanlar oluyor. Gençler, özellikle de şehre yeni gelmiş, ailesinden uzakta yaşayan ve geliri kısıtlı üniversite öğrencileri, bu yapısal kırılganlığın tam ortasında duruyor.
Sorunun kökeninde yatan mesele yalnızca parasal değil; psikolojik ve toplumsal katmanları da var. Sosyal yaşamın kısıtlanması, bireyin kendini topluluğundan kopmaya başlamış hissetmesine zemin hazırlıyor. Buluşmalara katılamamak, ortak paylaşımların dışında kalmak, zamanla bir izolasyon duygusuna dönüşüyor. Bu duygu, gençlerin birçoğunun sesli dile getirmekten kaçındığı ama sessizce taşıdığı bir yük.
Ekonomik baskının sosyal davranışa yansıması somut biçimlerde görünür hâle geliyor. Buluşma sıklığı azalıyor, buluşma mekânları dönüşüyor. Kafenin yerini park alıyor, lokantanın yerini birinin evi alıyor. Bu bir çözüm üretme biçimi, evet; ama aynı zamanda ekonomik krizin gündelik yaşamı nasıl yeniden yapılandırdığının açık bir göstergesi. Mekânın değişmesi ilişkinin biçimini de etkiliyor. Dışarıda bir arada olmanın sunduğu rahatlama, keşfetme ve yeni deneyim paylaşma imkânı daraldıkça, ilişkiler giderek daha kapalı, daha rutinleşmiş bir zemine çekiliyor.
İlişkilerin Ekonomisi
Bilim ve politika çoğu zaman farklı dillerde konuşur; ama enflasyonun insan ilişkilerine etkisi söz konusu olduğunda, bu iki dilin birbirini anlaması giderek daha acil bir ihtiyaç hâline geliyor. Ekonomi yazını, tüketim harcamalarını takip etmek konusunda oldukça gelişmiş araçlara sahip; ancak sosyal katılım maliyetlerini, özellikle de gençlerin ilişki kurma süreçlerine yönelik ekonomik baskıyı yeterince mercek altına almıyor.
Verinin bize söylediği şu: flört etmek, birini tanımaya çalışmak, sosyal bir ağ kurmak, bunların hepsi maddî bir zemin gerektiriyor. Bu zemin sarsıldığında ilişki kurma biçimleri de sarsılıyor. Bir buluşmadan önce bütçe hesabı yapmak zorunda kalan genç, o buluşmaya farklı bir psikolojiyle gidiyor. Spontanlık azalıyor, rahatlık eksiliyorum; yerine bir hesaplılık, bir ölçme-biçme hâli giriyor. Bu hâl hem ilişkiyi hem de ilişkideki kişiyi etkiliyor.
19 milyon bekar rakamının başka bir boyutu daha var. Bu kitlenin önemli bir kesimini, evlilik ve uzun süreli birliktelik için ekonomik koşulları henüz olgunlaşmamış ya da hiç olgunlaşamayacak genç yetişkinler oluşturuyor. Ev kiraları, geçim maliyetleri ve belirsiz istihdam tablosu, pek çok genci birliktelik kurmaktan alıkoyuyor. Buluşma bütçesinin bir öğrencinin dört günlük harçlığına denk gelmesi, bu demografik tabloyu anlamlandırmak için küçük ama son derece açıklayıcı bir gösterge işlevi görüyor.
Demografik Bir Kırılma Noktasında
Aslında bu meseleyi yalnızca bireysel düzeyde okumak, tablonun yarısını görmek demek. Sosyal yaşamın daralması zamanla demografik sonuçlar doğuruyor; evliliklerin ertelenmesi, birlikteliklerin kurulamaması, izolasyonun derinleşmesi, bunlar uzun vadede doğum oranlarını, aile yapılarını ve toplumsal uyumu etkileyen değişkenler.
Türkiye'nin doğurganlık oranlarına ilişkin tartışmaların arka planında, ekonomik krizin sosyal boyutu yeterince görünür olmayan bir etken olarak duruyor. Siyasa tartışmaları genellikle demografik tabloyu düzeltmek için çeşitli teşvik mekanizmalarına odaklanıyor. Oysa tablonun köküne inmek için şu soruyu sormak gerekiyor: İnsanlar birbirini tanıma ve birlikte olma süreçlerine erişebiliyor mu? Bu erişim giderek ekonomik bir ayrıcalığa mı dönüşüyor?
Bu konuda yapılan çalışmalar gösteriyor ki sosyal katılımın ekonomik eşiklere takılması, toplumsal dayanışmayı ve güveni de aşındırıyor. İnsan ilişkileri, ortak deneyimler üzerine inşa edilen bir dokunun parçası; bu doku inceldiğinde yalnızca bireyler değil, toplumun bütünü zarar görüyor.
Görünmez Maliyet
Enflasyon tartışmaları çoğunlukla hanehalkı bütçeleri, ücret artışları ve tüketici fiyat endeksleri üzerinden yürütülüyor. Bu göstergeler önemli, kuşkusuz. Ama yaşam maliyetinin yükselişinin insan ilişkilerine, sosyal katılıma ve toplumsal bağlara ne yaptığını bu verilerden okumak mümkün değil. Oysa bu görünmez maliyet, uzun vadede ölçülebilir maddî maliyetlerden çok daha derin izler bırakabiliyor.
Bir üniversite öğrencisinin dört günlük harçlığına denk düşen buluşma bedeli, bu görünmez maliyetin belki de en somut dışavurumu. Çünkü o rakam yalnızca bir kafe faturasını değil; ertelenen bir yakınlaşmayı, gerçekleşemeyen bir tanışmayı, kurulamayan bir bağı da temsil ediyor.
Siyaset yapıcıların, kent plancılarının ve toplum araştırmacılarının bu tabloyu yalnızca ekonomik bir tablo olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir uyarı işareti olarak okuması gerekiyor. Gençlerin sosyal yaşamını kısıtlayan koşullar düzeltilmediğinde, ortaya çıkan fatura yalnızca bireysel değil, kuşaklar arası ve toplumsal boyutlarda kendini gösterecek.
Makroekonomik ölçekte bakıldığında tablo şu: enflasyon, cüzdanların ötesine geçmiş ve insan ilişkilerinin dokusuna işlemiş durumda. Bu gerçeği görmezden gelmek, krizin bedelini daha da ağırlaştırıyor.
Sıkça sorulanlar
Bir buluşmanın maliyeti tam olarak ne tutarına ulaşmıştır?
Güncel verilere göre şehir merkezinde sıradan bir kafede iki kişilik kahve siparişi, atıştırmalık ve ulaşım masrafları bir araya geldiğinde, bir üniversite öğrencisinin dört günlük harçlığına denk gelmektedir.
Ekonomik kriz gençlerin buluşma mekanlarını nasıl değiştirmiştir?
Kafeler ve restoranlar giderek lüks olarak değerlendirilirken, parklar ve birinin evi buluşma mekanı haline gelmiştir. Bu değişim, ilişkilerin daha kapalı ve rutinleşmiş bir zemine çekilmesine neden olmaktadır.
Sosyal yaşamın daralması demografik açıdan ne gibi sonuçlar doğurmaktadır?
Sosyal katılımın ekonomik engellere takılması, evliliklerin ertelenmesine, birlikteliklerin kurulamamasına ve uzun vadede doğum oranlarının düşmesine yol açmaktadır. Bu durum toplumsal yapıyı ve uyumu etkileyen bir dönüm noktası oluşturmaktadır.
Makale, enflasyonun görünmez maliyetinin neden önemli olduğunu vurgulamaktadır?
Enflasyonun sadece cüzdanları değil, insan ilişkilerinin dokusunu etkilemesi uzun vadede maddî maliyetlerden çok daha derin izler bırakmaktadır. Bu nedenle kriz yalnızca ekonomik değil, toplumsal bir uyarı işareti olarak okunmalıdır.
İktisat profesörü, ekonomi yazarı. Makro ve mikro ekonomi, kamu maliyesi, uluslararası ticaret alanlarında derin bilgiye sahip.
Tüm yazılarıBu makaleyi nasıl buldun?


