Bir adam, 45 yıl ve 550 hektarlık inat: Jadav Payeng'in ormanı
Brahmaputra'nın çorak kumlarında 16 yaşında başlayan bir çocuk, 45 yılda 550 hektarlık orman yarattı. Bilim değil, inat.
İçindekiler

Brahmaputra nehrinin taşkın ovalarında, yüzyıllık alüvyon birikintilerinden oluşmuş bir ada var: Majuli. Hinduizm'in kutsal nehri olarak anılan Brahmaputra, bu ada üzerinde onlarca yıl öyle yıkıcı bir baskı kurmuştur ki sonunda kumul sırtlarından başka bir şey kalmamıştır geriye. Genç bir çoban çocuğu, kıyıya vuran onlarca yılan cesedini gördüğünde bir şeyi anladı: Bu toprakların yaşaması için kimse beklemeyecekti. Jadav Payeng o gün 16 yaşındaydı. O günden bu yana geçen 45 yılı aşkın sürede, tek başına yaklaşık 550 hektarlık bir orman meydana getirdi.
Bu rakamın anlamını somutlaştırmak gerekirse: 550 hektar, pek çok doğal koruma alanının başlangıç sınırlarını aşan bir yüzölçümüdür. Hiçbir kurumsal finansman, hiçbir uluslararası proje ortaklığı, hiçbir devlet desteği yoktu. Bu dönüşüm, ekolojik restorasyon literatüründe sıkça bahsedilen "topluluk katılımı" modellerinin tamamını sorgulatan bir örnektir. Çünkü burada topluluk, tek bir insandan ibarettir.
Toprağın hafızası bir çocuğun gözünden başladı
Ekolojik yıkımın en güçlü tanıkları teknik raporlar değil; toprağı, nehri ve hayvanları doğrudan gözlemleyen insanlardır. Payeng, hükümet belgelerine bakmak yerine yılanlara baktı. Kavurucu kumların üzerinde ölmüş düzinelerce sürüngenin yarattığı tabloda, gölgesiz ve bitki örtüsünden yoksun bir zeminin ne anlama geldiğini kavradı. Bölgedeki yerel ormancılık görevlilerine başvurduğunda aldığı yanıt, yalın bir teslimiyet içeriyordu: Bu topraklarda hiçbir şey yetişmez. Payeng ise o sonuca inanmadı.
Başlangıçta ne özel bir eğitim ne de botanik bilgisi vardı elinde. Yerli halk arasında dolaşan geleneksel yöntemlerle bambu dikmeye başladı. Bambu, su yönetimi açısından son derece kritik bir türdür; kök yapısı toprağı tutar, nem birikimini artırır ve hızlı biyokütlesiyle diğer türlerin yerleşmesi için zemin hazırlar. Payeng'in bu seçimi rastlantısal değildi; toprağı uzun süre gözlemleyen birinin sezgisel bir sonucuydu.
Gözlem birikimi, zaman zaman akademik çalışmaların bütün veri setlerinden daha isabetli tahminler üretebilir. Doğada her şey bir neden içindir ama o nedeni fark etmek için önce bakmayı bilmek gerekir. Payeng, bu süreçteki seçimiyle doğru bakmayı bilmenin, doğayı anlamanın ve gözlemlerini sabırla eyleme dönüştürmenin ne kadar güçlü sonuçlar yaratabileceğini gösterdi.
550 hektarın içindeki zincirleme reaksiyon
Sıfırdan bir ekosistem kurmak, toprağa tohum ya da fide dikmekle başlamaz. Önce toprağın nemini anlamak gerekir, sonra hangi türlerin hangi sırayla yerleşmesi gerektiğini... Payeng bu ekosistemi kitaplardan değil, yıllar içinde kendi gözlemlerinden beslenerek geliştirdi.
Bambu ile başlayan süreç, zamanla yerli ağaç türlerinin dikimi ve tohumların dağıtılmasıyla ilerledi. Kök yapıları zemine işledikçe toprağın su tutma kapasitesi arttı. Su tutuldukça toprak organik madde biriktirmeye başladı. Organik madde arttıkça böcek ve solucan gibi ayrıştırıcı organizmaların ortama yerleşmesi kolaylaştı. Bu zincirleme reaksiyon, ekolojide "primer sükseyon" olarak tanımlanır: Yaşamdan yoksul bir zeminde hayatın adım adım kurulması süreci.
Ama asıl kritik nokta şu: Payeng'in tek başına yönettiği bu sürecin onlarca yıl boyunca kesintisiz devam etmesi, kararlılığın bir proje olmanın ötesinde, bir yaşam biçimi olduğunu gösteriyor. Her sabah bu ormana gitmek, onu gözlemlemek, zarar gören alanları onarmak. Bu bağlılık, kısa vadeli devlet teşvikiyle motive olan ağaçlandırma kampanyalarının büyük çoğunluğunda bulunamayan unsurdur.
Orman dolunca hayatlar da geldi
Oluşan orman, yalnızca ağaçlardan ibaret değildir. Orman, barınma ve beslenme imkânı sunan bir yapı kurduğunda, yaban hayatı o yapıya müdahale olmaksızın yerleşir. Majuli'deki bu orman bugün çeşitli yaban hayvanlarına ve kuş türlerine ev sahipliği yapmaktadır. Bir alan bitki örtüsüyle kaplanınca değil, besin ağının birden fazla halkasıyla var olduğunda gerçek anlamda ekolojik yapıdan söz edebiliriz. Bu noktaya ulaşmak, işlevsel olgunluğun işaretidir.
Yaban hayatının bu ormana dönmesi aynı zamanda yerel halk için yeni sürtüşme noktaları da yarattı. Fillerle yaşanan karşılaşmalar, Payeng'i hem bu hayvanları korumaya hem de köylülerle aralarında aracılık etmeye yöneltti. Bu boyut, ormancılık politikası anlatılarında sıkça göz ardı edilen bir gerçekliği gözler önüne seriyor: Doğayı geri getirmek, onunla bir arada yaşama pratiğini de yeniden öğrenmek demektir. Hayvan demek bazen kulağa basit geliyor ama insanla sınır paylaşan bir fil meselesine gelindiğinde tablo epey karmaşıklaşıyor.
Türkiye için aynaya bakmak
Türkiye, son on yılda hem artan çölleşme baskısıyla hem de orman yangınlarının ardında bıraktığı geniş çaplı tahribatla boğuşmaktadır. Meteoroloji ve orman idaresinin çeşitli raporları, ülkenin özellikle iç ve güney kesimlerinde bitki örtüsü kaybının ivme kazandığını ortaya koyuyor. Bu tablo, 2021 yazında yaşanan büyük orman yangınlarının ardından daha da belirginleşti.
Kurumsal yanıtlar açısından değerlendirildiğinde, büyük ölçekli ağaçlandırma kampanyaları hayata geçiriliyor ancak dikim sonrası bakım yetersizlikleri, tür seçimindeki hatalar ve iklim uyumsuzlukları nedeniyle bu alanların önemli bir bölümü birkaç yıl içinde yeniden çoraklaşıyor. Bilim ve politika çoğu zaman farklı dillerde konuşur; biri uzun soluklu süreç ister, diğeri kısa vadeli sayılar.
Payeng'in örneği bu bağlamda bir ayna işlevi görüyor. Tek bir bireyin, hiçbir kurumsal destek olmaksızın gerçekleştirdiği bu dönüşüm, ölçeklenebilir bir model olarak sunulamaz elbette. 550 hektarı bir kişinin omuzunda taşıması yeniden beklenmemelidir. Ama hikayenin altını çizdiği husus farklı: Motivasyon ve bağlılık olmadan kaynaklar da çözüm üretmiyor.
Bireysel çabanın sınırı ve gerçek anlamı
Payeng'in hikayesi romantize edilmeye son derece açık bir anlatı içeriyor. "Ormanın adamı" olarak anılması, Hindistan medyasında ve ardından uluslararası basında büyük ilgi gördü. Bu ilginin meşruiyeti tartışılmaz ancak o ilginin arkasına saklanmaması gereken bir gerçek var: Bireysel çaba, yapısal sorunlara yapısal çözüm üretemez.
Tek bir Payeng'in varlığı; arazi mülkiyeti politikalarını, çölleşmeyle mücadele finansmanını ya da iklim kaynaklı kuraklığı değiştirmez. Ama insanın doğayla ilişkisine dair zihinsel çerçeveyi değiştirebilir. "Bu topraklarda hiçbir şey yetişmez" denilen yerde onlarca yıl direnip orman yaratan biri; kapasitenin teknik değil, öncelikle tutumsal bir sorun olduğunu göstermektedir.
Çevreye bazen sadece boş gözlerle bakmamak lazım. Payeng, bambu fidanını toprağa gömdüğünde henüz görmediği bir ormana bakıyordu. Bilimsel terminolojide buna "uzun vadeli ekolojik vizyon" denir; sahada ise adı sadece sabırdır.
Türkiye'de bugün yerel düzeyde yürütülen bazı gönüllü ağaçlandırma ve habitat koruma girişimleri var. Bunlar Payeng'in girişimiyle kıyaslanabilir bir ölçeğe henüz ulaşmamış olsa da benzer bir bağlılık potansiyeli taşıyor. Kurumsal desteğin bu girişimlerin arkasına geçmesi, onları yok sayması değil; zeminlerini sağlamlaştırması gerekiyor.
Ekosistemler kurallarla değil, emekle kurulur. Majuli adasının görkemli gölgesi bunu bize yeniden hatırlatıyor. O gölgenin altında şimdi çeşitli yaban hayvanları ve kuş türleri yaşıyor. 45 yıl önce orada yalnızca yanık kumlar ve ölü yılanlar vardı.
Başlamamız için kurumsal onay beklemeye gerek yok. Bunu hem Payeng öğretti hem de o topraklar.
Kaynakça:
sozcu.com.tr
Sıkça sorulanlar
Jadav Payeng nasıl orman dikmeyi öğrendi?
Payeng'in ne özel bir eğitimi ne de botanik bilgisi vardı. Yerli halk arasında dolaşan geleneksel yöntemlerle bambu dikmeye başladı ve yıllar boyunca toprağı, nehri ve hayvanları gözlemleyerek kendi yöntemiyle ekosistem kurma sürecini geliştirdi.
Majuli adasında ormanın çıkması ne kadar zaman aldı?
Jadav Payeng, 16 yaşında başladığı bu çalışmayı 45 yıldan fazla bir süre boyunca kesintisiz olarak sürdürdü ve yaklaşık 550 hektarlık bir orman meydana getirdi.
Bu orman bugün hangi canlılara ev sahipliği yapıyor?
Oluşan orman çeşitli yaban hayvanlarına ve kuş türlerine ev sahipliği yapmaktadır, bu da ekosistemin işlevsel bir olgunluğa eriştiğini ve besin ağının birden fazla halkasıyla varlığını gösterir.
Payeng'in hikayesi Türkiye için neden önemli?
Türkiye son on yılda artan çölleşme ve geniş çaplı orman yangınları sorunu yaşarken, Payeng'in örneği kurumsal kampanyalarda eksik olan kesintisiz motivasyonun ve uzun vadeli tutumsal bağlılığın ne kadar kritik olduğunu göstermektedir.
Payeng'in bireysel çabası yapısal sorunları çözer mi?
Hayır, tek bir bireyin çabası arazi mülkiyeti politikalarını, çölleşme finansmanını ya da iklim kaynaklı kuraklığı değiştirmez. Ancak insanın doğayla ilişkisine dair zihinsel çerçeveyi değiştirerek, kapasitenin tutumsal bir sorun olduğunu gösterir.
Hayvan davranışları ve ekoloji uzmanı. Otuz yılı aşkın belgesel yazarlığı, alan araştırması ve editörlük deneyimi ile doğa dünyasının gizemli dilini sade ama esprili bir dille anlatır.
Bu makaleyi nasıl buldun?


