İçeriğe geç

Aziz Sancar'ın Çağrısı: Beyin Kanseri Atılımı ve Diaspora Sorusu

Sancar'ın "ülkenize dönün" çağrısı ve beyin kanserinde %70-80 başarı sağlayan yöntemi Türkiye'ye devretmesi, bilim politikasını yeniden tartışmaya açıyor.

İçindekiler
Sesli okuma0:00 / —:—
Gözlüklü yaşlı bilim insanı masasında mikroskobu kullanarak araştırma yapıyor.

Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar'ın genç bilim insanlarına yönelik "ülkenize dönün" çağrısını sıradan bir sempozyum konuşmasının rutinine bağlamak mümkün değil. Çünkü bu çağrı aynı anda iki ayrı ağırlık taşıyor: biri sembolik, diğeri somut. Sembolik olan, Türkiye'nin yetiştirip sonra yitirdiği beyinlere yönelik onlarca yıldır tekrarlanan bir özlemin Nobel kürsüsünden dile getirilmesidir. Somut olan ise Sancar'ın beyin kanserinde fareler üzerinde yüzde 70-80 başarı sağlayan yeni bir yöntemi geliştirdiğini ve bu yöntemi Türkiye'ye devrettiğini açıklamasıdır. İkisi birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo, Türk biliminin hem diaspora gerilimiyle hem de kendi içindeki yenilenme kapasitesiyle bir kez daha yüzleşmesini zorunlu kılıyor.

Sancar'ın Ağırlığı: Sıradan Bir Davet Neden Değil?

Aziz Sancar, 2015 yılında Kimya alanında Nobel Ödülü'nü almış; DNA onarım mekanizmaları üzerine yürüttüğü araştırmalarla hücre biyolojisi literatürünü kökten dönüştürmüş bir isimdir. Kuzey Carolina Üniversitesi'nde onlarca yıl süren akademik kariyeri boyunca hem temel bilimlere hem de uygulamalı tıp araştırmalarına önemli katkılar koymuştur. Bu konumun getirdiği ağırlık, söylediklerinin yalnız kamuoyunda değil akademik çevrelerde de titizlikle değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki Sancar bu çağrıyı yaparken elini boş tutmamıştır. Beyin kanserindeki yöntemi Türkiye'ye devretmesi, çağrısına somut bir zemin kazandırmaktadır. Bu durum, "diasporadan destek bekliyoruz" söyleminin çok ötesine geçerek karşılıklı sorumluluk ilişkisinin nasıl kurulabileceğine dair görünür bir örnek sunmaktadır. Çağrının bu çift yönlü yapısı, onun sıradan bir nostaljik davet olmadığını yeterince ortaya koymaktadır.

Yüzde 70-80 Başarı: Rakamın Bilimsel Bağlamı

Farelerde yüzde 70-80 başarı oranıyla sonuçlanan bir beyin kanseri yöntemi ilk bakışta umut verici görünmektedir; ancak bu rakamı doğru bağlama oturtmak şart. Beyin kanseri, özellikle glioblastom gibi agresif türleriyle, tıp dünyasının en dirençli sorunlarından biri olmayı sürdürmektedir. Mevcut standart tedavilerin hastalarda sağladığı ortalama sağ kalım süreleri sınırlı kalmakta; bu durum araştırma camiasının konuya olan ilgisini canlı tutmaktadır.

Hayvan modellerindeki başarı oranları, klinik deneylere geçişte her zaman doğrudan karşılık bulmaz. Biyomedikal araştırma pratiğinde fare çalışmaları, insanlarda çalışacağının garantisi değil, olumlu bir öncül sinyal olarak değerlendirilir. Bununla birlikte yüzde 70-80 düzeyindeki bir etkinlik, ilgili mekanizmanın biyolojik açıdan anlamlı olduğunu göstermektedir; bu da yöntemin klinik aşamalara taşınmaya değer olduğuna işaret etmektedir. Sancar'ın DNA onarım mekanizmaları konusundaki derin bilgi birikiminin bu yöntemin geliştirilmesinde belirleyici olduğu anlaşılmaktadır; zira beyin tümörlerinin tedavisinde DNA hasarına dayalı mekanizmalar merkezi bir rol oynamaktadır.

Şunu da açıkça ifade etmek gerekiyor: Kamuoyuna yansıyan bilgiler şimdilik sınırlı. Yöntemin hangi mekanizmaya dayandığı, hangi tümör türlerini hedef aldığı ve klinik deneme takviminin nasıl şekilleneceği hakkında yeterli ayrıntı henüz paylaşılmamıştır. Bu belirsizlik, gelişmeyi küçümsemeyi değil, temkinli bir heyecanla izlemeyi gerektirmektedir.

Teknoloji Transferi mi, Ekosistem Testi mi?

Yöntemin Türkiye'ye devredilmesi meselesi, yalnız bilimsel bir kazanım olarak değil kurumsal bir sınav olarak da okunmalıdır. Bir araştırma bulgusunun başka bir coğrafyaya transfer edilmesi, pratikte pek çok altyapı koşuluna bağlıdır: klinik araştırma kapasitesi, etik kurul süreçlerinin hızı ve kalitesi, fon yönetme deneyimi, endüstri ile akademi arasındaki köprüler ve nihayetinde araştırmayı sürdürecek insan kaynağı.

Bu bağlamda değerlendirildiğinde, Türkiye'nin bu devri gerçek anlamda değerlendirebilmesi salt coğrafi bir sahiplenmenin çok ötesine geçmeyi gerektirmektedir. Uluslararası ilaç ve tıbbi araştırma tarihine bakıldığında, pek çok umut vaat eden yöntemin yetersiz altyapı nedeniyle klinik aşamaya taşınamadan rafa kalktığı görülmektedir. Türkiye'nin üniversite hastaneleri, araştırma merkezleri ve biyoteknoloji kurumları bu süreçte ne kadar hazır? Bu soru, dışarıdan göründüğü kadar basit değildir.

Türkiye son yıllarda tıbbi araştırma altyapısına yönelik yatırımları artırmış, bazı üniversitelerde ileri klinik araştırma merkezleri kurulmuştur. Ancak bu yatırımların uluslararası standartlarda araştırma üretmeye yetecek düzeyde olup olmadığı kurumdan kuruma büyük farklılıklar göstermektedir. Sancar'ın devrettiği yöntemin bu altyapıyla buluşması, bir fırsatı kaçırmamak kadar nelerin eksik olduğunu somut biçimde gün yüzüne çıkarma fırsatı da sunmaktadır.

Neden Gidildiği Anlaşılmadan "Neden Dönmüyorsunuz?" Sorusu Yanıtsız Kalır

Türkiye'nin bilim diasporası meselesi on yıllardır tartışılmakta; ancak yapısal nedenlere yönelik çözümler üretmekte geç kalınmaktadır. Akademik kadrolar, araştırma fonları, yayın teşvik sistemleri ve kurumsal özerklik gibi başlıklar, diasporada yerleşik Türk araştırmacıların dile getirdiği başlıca sorunların başında gelmektedir.

Dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki bu sorunların büyük bölümü bireysel tercihlerle değil, sistem tasarımıyla ilgilidir. Bir araştırmacı yabancı bir üniversitede kendi alanında bağımsız laboratuvar kurabiliyorken Türkiye'ye döndüğünde kadro bekleme süreleri, bürokratik engeller ve yetersiz araştırma ödeneğiyle karşılaşıyorsa, "dönün" çağrısının tek başına ne kadar etki yaratacağı tartışmalıdır. Aziz Sancar'ın otoritesi bu çağrıya güçlü bir sembolik değer katmaktadır; ama sembolik değerin yapısal engeller karşısında sınırları vardır.

Öte yandan diaspora meselesini yalnız göç olarak okumak da yanıltıcıdır. Pek çok Türk araştırmacı yurt dışında çalışmakla birlikte Türk kurumlarıyla işbirlikleri sürdürmekte, ortak projeler yürütmekte ve bilgi transferine katkı koymaktadır. Sancar'ın yaptığı da tam olarak budur: yurt dışında ürettiği bilgi birikimini Türkiye'yle paylaşmak. Bu model, "ya dön ya da ülkenden kopuk kal" şeklinde kurulan ikilikten çok daha karmaşık ve verimli bir ilişkiyi tarif etmektedir.

Pratik Çıkarımlar: Bireysel Karar mı, Politika Tercihi mi?

Sancar'ın çağrısından çıkarılabilecek sonuçların yalnız bireysel kararları değil, bilim politikası tercihlerini de kapsadığı görülmektedir. Genç araştırmacıya yönelik bir dönüş çağrısının inandırıcı olabilmesi için, sistemin bu dönüşü karşılayacak koşulları önceden yaratmış olması gerekmektedir. Bu da birkaç somut başlığa işaret etmektedir.

Birincisi, araştırma finansmanının öngörülebilirliği ve sürekliliğidir. Kısa vadeli proje destekleri yerine uzun soluklu araştırma programlarını besleyecek yapıların güçlendirilmesi kritik önem taşımaktadır. İkincisi, uluslararası akademik norm ve standartlara uyumun derinleştirilmesidir; kadro sistemleri, değerlendirme kriterleri ve kurumsal özerklik bu çerçevenin temel bileşenleridir. Üçüncüsü ise diaspora ile köprü kurmanın kurumsal bir pratik haline getirilmesidir, yani belirli isimlerin iyi niyetine bırakılmak yerine sistematik işbirlikleri, misafir araştırmacı programları ve ortak yayın teşvikleriyle kalıcı kanalların açılmasıdır.

Beyin kanseri yönteminin Türkiye'ye devredilmesi bu çerçevede umut vaat edici bir başlangıç noktasıdır. Aynı zamanda bir turnusol testi işlevi de görmektedir: Türkiye bu devri emebilecek kurumsal kapasiteye sahip mi? Bu sorunun cevabı ne Sancar'ın kararlılığına ne de kamuoyunun heyecanına, araştırma ekosisteminin gerçek işleyişine bağlıdır.

Bunca zamandır bir sağlık okuru olarak öğrendim ki bilimsel bir bulgunun sahaya inmesi, o bulguyu geliştiren zekadan çok daha fazlasını gerektirir. Aziz Sancar'ın çağrısı ve beyin kanseri alanındaki bilimsel adım, birbirini güçlendiren iki mesaj taşımaktadır: Türkiye'nin dışarıda üretilen bilgiye kapısını açık tutması ve bu kapıdan içeri giren bilgiyi değerlendirme kapasitesini inşa etmesi. İkinci adım olmadan birincisi, sembolik düzeyde kalmaya mahkumdur.

Sıkça sorulanlar

Aziz Sancar'ın çağrısı neden sıradan bir sempozyum konuşması değil?

Sancar'ın çağrısı, Türkiye'nin yetiştirdiği beyinlere yönelik onlarca yıldır tekrarlanan özlemin Nobel kürsüsünden dile getirilmesi ve aynı zamanda beyin kanserinde yeni bir yöntemi Türkiye'ye devretmesi gibi somut bir adımla desteklenmesiyle sıradan bir davet olmaktan çıkmaktadır.

Farelerde yüzde 70-80 başarı oranı ne anlama gelmektedir?

Beyin kanseri tedavisinde bu başarı oranı, ilgili mekanizmanın biyolojik açıdan anlamlı olduğunu ve yöntemin klinik aşamalara taşınmaya değer olduğuna işaret etmektedir. Ancak hayvan modellerindeki başarı, insanlarda doğrudan karşılık bulacağının garantisi değil, olumlu bir ön sinyal olarak değerlendirilir.

Teknoloji transferi neden kurumsal bir sınav olarak okunmalıdır?

Beyin kanseri yönteminin Türkiye'de başarılı biçimde uygulanması, klinik araştırma kapasitesi, etik kurul süreçleri, fon yönetimi, endüstri-akademia işbirliği ve yeterli insan kaynağı gibi birçok altyapı koşuluna bağlıdır. Bu durum Türkiye'nin araştırma ekosisteminin gerçek kapasitesini görmek için bir test işlevi görmektedir.

Diaspora meselesi yalnız 'göç' olarak mı okunmalıdır?

Hayır, çünkü pek çok Türk araştırmacı yurt dışında çalışmakla birlikte Türk kurumlarıyla işbirliği yaparak bilgi transferine katkı koymaktadır. Bu model 'ya dön ya kopuk kal' ikilemesinden çok daha karmaşık ve verimli bir ilişkidir.

Genç araştırmacıları döndürmek için ne yapılması gerekmektedir?

Araştırma finansmanının öngörülebilirliği ve sürekliliği, uluslararası akademik standartlara uyum, kadro sistemleri ve kurumsal özerklik güçlendirilmeli; diaspora ile köprü kurmanın sistematik işbirlikleri ve misafir araştırmacı programları gibi kalıcı kanallara dönüştürülmesi gerekmektedir.

Etiketler

Alper Dorman

Yazar

Alper Dorman

Tıp, bilim ve sağlık dünyasındaki güncel gelişmeleri yakından takip eder. Bilimsel araştırmaları, yeni tedavi yöntemlerini, insan sağlığını ilgilendiren önemli konuları ve tıp dünyasındaki yenilikleri güvenilir kaynaklar ışığında anlaşılır, kapsamlı ve sade bir dille okuyuculara aktarır.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş