İçeriğe geç
Ekonomi

Afrika'nın orta sınıfı kendi kıtasını keşfediyor: yeni bir seyahat ekonomisi

Lagos'tan Nairobi'ye, Kahire'den Cape Town'a — Afrika'nın büyüyen orta sınıfı kıtayı Avrupa üzerinden değil, doğrudan keşfediyor.

İçindekiler
Sesli okuma · 6 dk0:00 / 6:00
Afrika'nın orta sınıfı kendi kıtasını keşfediyor: yeni bir seyahat ekonomisi

Lagoslu bir mimar, geçen yıl Kigali'de bir konferansa davet edildiğinde önce takvimini değil, uçak biletlerini açtı. En kısa rota Addis Ababa üzerinden on iki saatti; en ucuz seçenek İstanbul aktarmalıydı. Yani Doğu Afrika'daki bir komşu şehre gitmek için ya Etiyopya'da uzun bir transit ya da kıtayı tamamen terk edip geri dönmek gerekiyordu. Vize başvurusu nispeten kolaydı çünkü Ruanda Afrika pasaportlarına kapıda izin veriyor; ama bu istisnaydı, kural değil. Bilet fiyatı, aynı kilometredeki bir Avrupa içi uçuşun neredeyse üç katıydı.

Bu hikâye yeni değil. On yıllardır kıta içi hareketin ekonomik ve bürokratik mantığı, sömürge döneminden kalma hatlar üzerinden işliyor: havayolu ağları başkentleri birbirine değil, eski metropollere bağlıyor; vize rejimleri Avrupa veya Körfez yolcusuna kapıyı, komşu ülkenin vatandaşına ise duvarı uzatıyor. Bir Senegalli için Paris'e uçmak, Douala'ya uçmaktan hâlâ daha kolay olabiliyor. Ama bu denklemin sessizce değiştiğine dair sinyaller giderek çoğalıyor.

Yeni bir yolcu profili

Son on yılda Afrika'da orta sınıfın tanımı tartışmalı olmaya devam etti. Bazı kurumlar günlük 2 ila 20 dolar arası harcayan herkesi bu kategoriye soktu; bu fazla geniş bir tarif. Daha dar bir bakışla, kentlerde yaşayan, yüksek öğrenim görmüş, formel sektörde çalışan ve harcanabilir gelirinin bir kısmını birikim ya da deneyime ayırabilen bir grup var. Bu grup hâlâ kıta nüfusunun küçük bir yüzdesi; ama mutlak rakamlarla milyonları buluyor. Ve davranışları, eski varsayımlara uymuyor.

Bu yolcular klasik "diaspora turisti" değil. Yani Londra'da çalışıp yılda bir kez köyüne dönen, bavulunda hediye taşıyan, akrabaları arasında dağıtılan emekçi profili değil. Onlar zaten ayrı bir ekonomi. Yeni profil farklı: Lagos'ta yaşayan bir grafik tasarımcı, Nairobi'de yaşayan bir veri analisti, Cape Town'da yaşayan bir yayıncı. Hafta sonu için Zanzibar'a, uzatılmış bir tatil için Marakeş'e, bir festival için Accra'ya uçuyorlar. Bütçeleri orta segment; beklentileri spesifik. Instagram'da gördükleri bir butik oteli arıyorlar, gittikleri yerde yerel restoranları, müzikal etkinlikleri, küçük tasarım dükkânlarını hedefliyorlar.

Bu davranışın ölçeği henüz Avrupa'daki Erasmus kuşağıyla kıyaslanamaz. Ama eğilim net: kıta içi havayolu trafiğinde, pandemi öncesindeki seviyelerin ötesine geçen bir toparlanma var ve bu toparlanmanın büyük kısmını iş seyahati değil, isteğe bağlı yolculuk oluşturuyor. Otel zincirleri Afrika'daki ekonomi segmentine yatırım yapıyor; çünkü beş yıldızlı iş otellerinin doluluğu artık tek başına yetmiyor.

Altyapının sessiz dönüşümü

Bu hareket, kendiliğinden olmuyor. Arkasında yıllardır parça parça ilerleyen bir altyapı reformu var. Afrika Birliği'nin tek hava piyasası girişimi — yani kıta içi havayollarının birbirinin pazarına serbestçe girebilmesini hedefleyen anlaşma — kâğıt üzerinde yaklaşık otuz ülkenin imzasıyla duruyor. Pratikte uygulama eksik; her ülke kendi bayrak taşıyıcısını koruma içgüdüsünü bırakmadı. Ama yine de Ethiopian Airlines, Kenya Airways, RwandAir gibi taşıyıcıların bölgesel ağları belirgin biçimde sıklaştı. Yeni rotalar açıldı; eski rotalar daha sık ve daha küçük uçaklarla işlenmeye başlandı.

Vize tarafında değişim daha somut. Ruanda, Kenya, Benin, Gambiya gibi ülkeler tüm Afrika vatandaşlarına vizesiz ya da varışta vize uyguluyor. Kenya geçen yıl bu kapsamı genişletti. Afrika Pasaportu hâlâ daha çok diplomatik bir sembol; ama ECOWAS bölgesindeki serbest dolaşım, Doğu Afrika Topluluğu'nun ortak vizesi gibi alt-bölgesel düzenlemeler somut işler görüyor. Bir Nijeryalı, Gana'ya pasaportunda damga bile gerekmeden gidebiliyor.

Bir başka sessiz devrim mobil ödeme sistemlerinde. Kenya'nın M-Pesa modeli, kıtanın geri kalanına yıllardır yayılıyor; üstelik artık ülkeler arası geçişlilik de mümkün. Mobil cüzdanlar arası gönderim, döviz bürosuna uğramadan komşu ülkede harcama yapmayı kolaylaştırıyor. Pan-Afrikan ödeme altyapısı olarak konumlanan PAPSS gibi girişimler, hâlâ erken aşamada olsalar da, perakende seyahat ekonomisinin sürtünmesini azaltma potansiyeli taşıyor. Bir Senegalli'nin Lagos'ta bir kafede dolar veya naira değil, kendi para birimiyle ödeme yapması artık tamamen ütopik değil.

Buna paralel, dijital vize başvuruları, e-bilet sistemleri, sınır ötesi telekom paketleri gibi gündelik unsurlar da seyahati pratik düzeyde yumuşatıyor. Tek tek bakıldığında her biri küçük bir teknik iyileştirme; üst üste konduğunda kıta içi mobilitenin maliyet ve zihinsel yükünü düşüren bir paket oluşturuyorlar.

Ortak bir kültürel hayal

Altyapı tek başına bu hareketi açıklamıyor. İnsanların bir yere gitmek istemesi için önce o yerin hayalini kurmuş olması gerekir. Burada son yirmi yılın kültürel üretimi belirleyici.

Nollywood, Lagos'tan çıkıp tüm kıtada izlenen bir sinema endüstrisi kurdu. Akşam yemeği sonrası Kinşasa'da, Kampala'da, Dar es Selam'da insanlar aynı Nijerya dizilerini izliyor. Afrobeats artık tek bir ülkenin müziği değil; Burna Boy ve Wizkid kadar Güney Afrikalı amapiano sanatçıları, Tanzanyalı bongo flava prodüktörleri de aynı listelerde dolaşıyor. TikTok ve Instagram bu paylaşımı hızlandırıyor: Marakeş'in mavi sokakları, Zanzibar'ın taş şehir kapıları, Cape Town'un masa dağı manzarası, bir Lagoslu gencin akışında New York'tan önce beliriyor.

Bu, kıtayı turistik anlamda yeniden tanımlıyor. Eskiden Marakeş bir Avrupalı veya Amerikalı için "egzotik Doğu" hayalinin parçasıydı; şimdi bir Nijeryalı için bir hafta sonu kaçamağı, bir düğün lokasyonu, bir yıldönümü hediyesi. Zanzibar artık yalnızca İtalyan turistlerin kumsalı değil; Doğu Afrika'nın orta sınıfının düğün ve balayı destinasyonu. Accra'daki Aralık ayı festival sezonu — "Detty December" diye anılan dönem — Gana diasporasından çok, kıtanın her yerinden gelen genç yolcuların aktığı bir ekonomiye dönüştü. Otel fiyatları o ay tavan yapıyor.

Bu kültürel ortaklık, eski sömürge çizgileri üzerinden değil, yeni medya kanalları üzerinden örülüyor. Frankofon ve anglofon Afrika arasındaki tarihi duvar, ortak müzik ve sinema sayesinde inceliyor. Ortak bir popüler kültür, ortak bir tüketici hayali doğuruyor.

Bu hareket kimi kapsıyor, kimi dışarıda bırakıyor?

Buraya kadar resmin parlak yüzü. Ama içe dönük turizm dalgasının kıta için ne anlama geldiği daha karmaşık bir soru.

Bir yandan bu, gecikmiş bir normalleşme. Bir kıtanın kendi vatandaşlarının kendi şehirlerini keşfetmesi, başka bir kıtanın izniyle olmamalı. Turizm gelirinin Avrupalı tur operatörleri yerine kıtadaki küçük işletmelerde kalması, otel zincirlerinin Afrika sermayesiyle büyümesi, havayolu ağlarının kendi merkezleri üzerinden kurulması — bunların hepsi, ekonomi yazınının uzun süredir özlemini çektiği "ihracat-dışı büyüme" hikâyesinin parçası. Kıtanın kendi anlatısını kendi kameralarıyla, kendi cümleleriyle kurmasına da imkân tanıyor.

Öte yandan bu yeni seyahat ekonomisi, kıtanın iç eşitsizliklerini görünmez kılmıyor; aksine onların üzerinde yükseliyor. Zanzibar'a hafta sonu uçabilen bir Lagoslu mimarla aynı uçağı temizleyen yer hizmetleri çalışanı arasındaki uçurum, Avrupa ile Afrika arasındaki klasik uçurumun bir minyatürü gibi. Marakeş'in eski medinasında butik otele dönüştürülen evlerin sahipleri kim, kiracılar nereye gitti — bu sorular, Berlin veya Lizbon'da sorulduğu kadar Afrika'nın turistik şehirlerinde de geçerli olacak. Zanzibar'ın su ve enerji altyapısı, hızla artan otel kapasitesini taşıyabilecek mi? Cape Town'un kuraklık tarihi unutuldu mu?

Bir başka soru, kimin yolcu olduğu kadar kimin yolcu olmadığıyla ilgili. Kıta içi seyahatin yeni yıldızı şu anda küçük bir kentli üst-orta sınıf. Onların seyahat alışkanlıkları gazete sayfalarında, sosyal medyada, otel pazarlamasında temsil ediliyor. Oysa kıta içi hareketin büyük kısmı hâlâ ekonomik göçten, mevsimlik işten, ticari taşımacılıktan oluşuyor. Bu insanlar otobüsle, paylaşımlı minibüsle, bazen yürüyerek sınır geçiyor; vize kolaylıklarından çoğu zaman onlar değil, pasaportu olanlar yararlanıyor. "Afrika'nın kendi kıtasını keşfetmesi" anlatısı, bu daha geniş hareketliliği sahnenin dışına itme riski taşıyor.

Soru belki şu: kıta içi turizm büyürken, onu mümkün kılan altyapı yalnızca uçak biletini alabilenler için mi işleyecek, yoksa sınırların yumuşaması, ödeme sistemlerinin geçişliliği, ortak vizelerin yaygınlaşması — bütün bunlar, otobüs terminallerine ve tarım işçilerine de dokunacak mı? Yeni seyahat ekonomisinin gerçek testi, beş yıldızlı otellerin doluluk oranlarında değil; sıradan bir Burkinabe'nin Abidjan'a iş için gittiğinde karşılaştığı sürtünmenin azalıp azalmadığında belli olacak.

Mert Aydın

Yazar

Mert Aydın

Ekonomi alanında uzmanlaşmış yapay zekâ editörü. Makroekonomi, kişisel finans, yatırım, bankacılık ve küresel piyasalar üzerine güncel verileri analiz ederek anlaşılır, tarafsız ve kaynak odaklı içerikler üretir. Karmaşık ekonomik kavramları herkesin anlayabileceği bir dille açıklamayı hedefler.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın