İçeriğe geç

93 Kadroya 21 Bin Başvuru: İşgücü Piyasası Artık Başka Bir Şey Söylüyor

Bir üniversite ilanına gelen 21 bin 623 başvuru, sıradan bir yoğunluk değil; işgücü piyasasının yapısal çöküşünün somut kanıtıdır.

İçindekiler
Sesli okuma0:00 / —:—
İki kişi ofiste belgeli bir belge veya sözleşme imzalamak için el sıkışıyor.

Bir üniversitenin 93 sözleşmeli personel kadrosu için açtığı ilana 21 bin 623 başvuru gelmesi, istatistik düzleminde sıradışı bir veri noktasıdır. Kadro başına düşen ortalama aday sayısının 232'ye ulaştığı bu tablo, Türkiye işgücü piyasasına ilişkin bütün teorik tartışmaları soyutluktan çıkarıp somut bir zemine oturtmaktadır. Verinin bize söylediği şey nettir: Piyasa, işlevselliğini ciddi ölçüde yitirmiş durumdadır.

Sayıların Ardındaki Gerçek

232 rakamını salt bir oran olarak okumak, analizin önünü kapatır. Her başvuranın arkasında bir beklenti, bir belirsizlik ve büyük ihtimalle kronik bir hayal kırıklığı birikimi yatmaktadır. 21 bin 623 kişinin tek bir üniversitenin tek bir ilanına yönelmesi, bireysel tercih rasyonelliğiyle açıklanamaz; bu, sistemik bir baskının davranışsal dışavurumudur.

İstatistik literatüründe bu tür anormal dağılımlar "aşırı talep yığılması" kavramıyla tanımlanır. Piyasanın sağlıklı çalıştığı koşullarda bir ilan, o pozisyonun gerçekten gerektirdiği nitelikteki adayları çeker. Burada yaşanan ise bunun tam tersidir: Kamu kurumlarının her kademesindeki kadrolar, pozisyondan bağımsız biçimde, katmanlı ve kontrolsüz bir talep akışıyla karşılaşmaktadır. Bu durum piyasanın arındırıcı işlevini bozar; çünkü sonucu belirleyen artık uygunluk değil, çoğunlukla kura ya da şans olmaktadır.

Kamu İstihdamına Yönelişin Gerçek Nedeni

Sorunun kökeninde yatan mesele çok daha derindir. Kamu kadrolarına yönelik bu anormal talebin arka planında, özel sektöre duyulan köklü ve yapısal bir güvensizlik bulunmaktadır. Son yıllarda yüksek enflasyonun reel ücretleri eritmesi, özel sektörde iş güvencesinin giderek zayıflaması ve iş hukukunun uygulanmasındaki tutarsızlıklar bir araya geldiğinde, çalışanlar açısından özel istihdam giderek daha riskli bir zemine kaymaktadır.

Kamu istihdamı ise bu belirsizlik ortamında görece güvenli bir liman olarak algılanmaya devam etmektedir. Sosyal güvence, emeklilik hakkı, görece istikrarlı ücret ve işten çıkarılmaya karşı koruma mekanizmaları, özellikle ekonomik kırılganlığın derinleştiği dönemlerde kamunun çekiciliğini katbekat artırmaktadır. Ancak bu çekicilik, piyasa başarısızlığının bir semptomu olarak okunmalıdır. Kamu istihdamının gerçek anlamda cazip olmasından değil, özel sektör alternatiflerinin yeterince güvenilir bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Bu ayrımı gözetmeyen her kamu istihdam politikası, gerçek sorunu ertelemekten öteye geçemeyecektir.

Yanlış Eşleşmenin Toplumsal Maliyeti

İşgücü ekonomisinde "yanlış eşleşme" (mismatch) kavramı, adayların nitelikleri ile mevcut işlerin gerektirdiği beceriler arasındaki uyumsuzluğu tanımlar. Türkiye bu sorunu her iki yönde eş zamanlı yaşamaktadır: Bir yanda niteliklerinin çok altındaki pozisyonlara yığılan aşırı eğitimli adaylar, öte yanda nitelikli işgücü bulmakta zorlanan işverenler.

93 kişilik kadro ilanına gelen 21 bin 623 başvurunun önemli bir bölümünü, yalnızca o kadronun gerektirdiği niteliklere sahip adayların oluşturmadığını varsaymak gerçekçidir. Üniversite mezunları, lisansüstü derecesi olanlar, farklı meslek dallarından gençler bu ilana başvurmuş olabilir. Çünkü alternatif yoktur ya da alternatif yeterince güvenilir görünmemektedir.

Bireysel adaylar için trajik olan bu tablo, toplumsal açıdan da ağır bir verimlilik kaybı anlamına gelir. Yıllarca eğitime, hem bireyin hem devletin kaynaklarına yatırım yapılmış bir insan, niteliğinin çok altında bir pozisyonda çalışmak zorunda kaldığında bu yatırım işlevsizleşir. Beyin göçünün de bu dinamikle doğrudan bağlantılı olduğunu not etmek gerekir; yurt içinde uygun istihdam bulamayan nitelikli adayların bir bölümü eninde sonunda yurt dışı fırsatlarına yönelmektedir.

Resmi Verinin Göremediği

Türkiye'nin resmi işsizlik rakamları her ay kamuoyuyla paylaşılmakta ve tartışılmaktadır. Ne var ki bu rakamlar, işgücü piyasasının gerçek sıkışıklığını tam anlamıyla yansıtamamaktadır. Geniş tanımlı işsizlik ölçütleri, iş aramaktan vazgeçmiş olanları ve eksik istihdamı da kapsadığında, resmi verinin oldukça üzerinde bir tablo ortaya çıkmaktadır.

İşte bu yüzden 93 kadro için gelen 21 bin 623 başvuru gibi veriler, resmi istatistiklerin yanında ayrı bir gösterge olarak değerlendirilmelidir. Çünkü bu tür veriler, anket yöntemiyle elde edilmiş soyut rakamlara değil, elle tutulur davranışsal kanıtlara dayanmaktadır. İnsanların gerçekte ne yaptığını göstermektedir: Hangi sektörlere yöneldiklerini, ne kadar geniş bir havuzda rekabet etmek zorunda kaldıklarını. Karar alıcıların bu tür göstergeleri sistematik biçimde izlemediği bir ortamda, politika yapımının gerçeklikten kopması kaçınılmazdır.

Kurumsal Güven ve Piyasa Tercihleri

Kamu istihdamına yönelik aşırı talep, salt ekonomik bir olgu değil; aynı zamanda kurumsal güven bunalımının da yansımasıdır. İnsanlar kamu kurumlarına yönelirken, özel sektör ile piyasa kurumlarına duyulan güven eksiğini de fiilen telafi etmeye çalışmaktadır.

Özel sektör çalışanlarını koruyan mekanizmaların zayıf ya da tutarsız işlediği yargısı, soyut bir şikayetin ötesinde; istihdam tercihlerine yansıyan somut bir davranışsal eğilimdir. Kurumsal hafıza yitirilirse bu eğilimlerin nasıl oluştuğu anlaşılamaz; aynı sorunlar farklı dönemlerde yeniden belirir, her seferinde sanki ilk kez karşılaşılıyormuş gibi şaşkınlık yaratır, ardından gündemden düşer. Nitekim bu son olmayacak: Büyük kadrolar açıldıkça benzer başvuru patlamaları yaşanacak, her seferinde "işsizlik ne kadar kötü" yorumlarıyla geçiştirilecek ve yapısal meseleye dokunulmayacak. Bu döngünün kırılması, sorunun gerçek boyutunu görmeyi kabul eden bir siyasi iradeyi zorunlu kılmaktadır.

Yapısal Sorunlara Yapı-İçi Çözümler Gerekiyor

Kısa vadeli çözümler her zaman cazip görünür. Daha fazla kamu kadrosu açılır, başvuru sayısı bölünür, rakamlar biraz düşer. Oysa bu yaklaşım, ateşi söndürmeden dumanı dağıtmaktan ibarettir.

İşgücü piyasasının yapısal sorunlarına yönelik gerçekçi bir çözüm, birkaç farklı ekseni eş zamanlı ele almayı gerektirmektedir. Özel sektör istihdamının derinleşmesi, iş güvencesi mekanizmalarının güçlendirilmesi, kayıt dışılıkla gerçek anlamda mücadele edilmesi, mesleki eğitim ile piyasa talebi arasındaki uyumsuzluğun giderilmesi... Bu başlıkların her biri kendi başına birer politika alanıdır ve her biri uzun vadeli taahhüt gerektirmektedir.

Teoride ne kadar da güzel, pratikte ise bu reformların hayata geçirilmesi için önce sorunun doğru tanımlanması gerekmektedir. 21 bin 623 başvuruyu "talep yüksek, rekabet güçlü" diye okursanız bu tablo bir başarı hikayesine dönüşebilir. Oysa bu rakam, bir başarının değil, kronik bir çözümsüzlüğün anlatısıdır.

İşgücü piyasasının sağlıklı işlediği bir ekonomide, 93 kadroluk bir ilana beş bini dahi aşmayan başvuru sayısı "yoğun ilgi" olarak değerlendirilir. Türkiye'de ise 21 bin 623 kişi, büyük ihtimalle 92'si hayal kırıklığıyla kapıdan çıkacak bir pozisyona koşmaktadır. 92, oran olarak ifade edilmiş bir sayıdır; ama ardındaki gerçek tam da bu kadar serttir.

Makroekonomik ölçekte bakıldığında asıl soru şudur: Bu tabloya bakarak hangi politika değişikliği gündemde yerini koruyabilmektedir? Hangi reformun önü açılmakta, hangisinin tartışılması ertelenmektedir? Ve en önemlisi: Bu rakamları gören karar alıcılar gerçekte ne görmektedir?

Sıkça sorulanlar

93 kadro için 21 bin 623 başvuruyu görmek ne demektir?

Bu rakam, işgücü piyasasının arındırıcı işlevini tamamen yitirdiğinin kanıtıdır. Sonuçlar uygunluktan değil çoğunlukla şansa bağlı hale gelmiştir ve bu, piyasanın sağlıklı işleme düzeyinin önemli bir göstergesidir.

Neden bu kadar çok insan kamu istihdamını tercih etmeye çalışıyor?

Özel sektöre duyulan köklü güvensizlik, yüksek enflasyonun reel ücretleri erittiği, iş güvencesinin zayıfladığı ve iş hukuku uygulamalarının tutarsız olduğu bir ortamda, kamu istihdamı görece güvenli görünmektedir.

Bu durumun en ciddi sonucu nedir?

Yüksek eğitimli adaylar niteliğinin altında işlerde çalışmak zorunda kalıyor, devletin eğitime yapılan yatırımı işlevsizleşiyor ve beyin göçü hızlanıyor. Toplum düzeyinde verimlilik ciddi kayıplara uğruyor.

Resmi işsizlik istatistikleri neden yanıltıcı?

Resmi rakamlar, geniş tanımlı işsizliği, iş aramaktan vazgeçenleri ve eksik istihdamı tam anlamıyla kapsamamakta; 21 bin başvuru gibi davranışsal veriler gerçek piyasa durumunu daha doğru yansıtmaktadır.

Bu sorunun çözümü ne olabilir?

Kısa vadeli kamu kadrosu açılışı değil, özel sektör istihdamının derinleştirilmesi, iş güvencesi mekanizmalarının güçlendirilmesi, kayıt dışılıkla gerçek mücadele ve mesleki eğitim-piyasa talep uyumunun sağlanması gibi uzun vadeli yapısal reformlar gereklidir.

Etiketler

Murat Keskin

Yazar

Murat Keskin

İktisat ve ekonomi yazarı. Makro ve mikro ekonomi, kamu maliyesi, uluslararası ticaret alanlarında derin bilgiye sahip.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş