İçeriğe geç
Gündem

33 Yıl Sonra Hâlâ Cevapsız: Nadir Nayci İçin Adalet Nerede?

Cumartesi Anneleri 1116. haftada da alanlarda. 1993'te Cizre'de kaybolan Nadir Nayci'nin ailesi, DNA sürecinde hâlâ yanıt bekliyor.

İçindekiler
Kadın, "Desaparecido Argenis Yosimar" yazılı pankart tutarak kaybolan kişi için protesto gösterişinde katılıyor.

1116 hafta. Bunu bir sayı olarak değil, somut bir ağırlık olarak düşünün. Her hafta aynı meydan, aynı fotoğraflar, aynı sorular. Farklı olan ise yıllar geçtikçe o fotoğraflardaki yüzlerin giderek daha da geçmişte kalması. Cumartesi Anneleri bu hafta da Galatasaray Meydanı'nda toplandı ve bu kez sesi yükselen isim, 1993'te Cizre'de kaybolan Nadir Nayci'ydi. Yedi çocuğun babası, üzerinden otuz üç yıl geçmiş bir kayıp vakası ve hâlâ yanıtlanmamış sorular.

Kamuoyundaki algı ile veriler aynı şeyi söylemiyor çoğu zaman. Bu tür davalar söz konusu olduğunda kamuoyunun bir bölümü "zaten hep aynı şey" diye geçiştirme eğiliminde olabiliyor. Ama o "aynı şeyin" içinde gerçek bir aile var; analar, çocuklar ve onlarca yıldır kapı kapı dolaşmış insanlar. Bu farkı görmeden tabloya bütün olarak bakmak mümkün değil.

33 Yılın Ağırlığı

Cumartesi Anneleri hareketi, 1990'lı yılların ortasında Türkiye'nin en ağır siyasi şiddet döneminde doğdu. Arjantin'deki Plaza de Mayo Anneleri'nin yolundan ilham alan bu hareket, o günden bu yana kayıp yakınlarını görünür kılmaya çalışıyor. 1116 haftalık kesintisiz eylem geleneği, salt sembolik bir direniş değil; aynı zamanda kurumsal hafızanın kasıtlı olarak üstünü örttüğü vakalara karşı sivil bir kayıt tutma çabası.

Asıl dikkat edilmesi gereken nokta ise şu: Bu haftalık eylemler, bir ritüelin ötesinde somut hukuki talepleri canlı tutma işlevi görüyor. Her isim yeniden okunduğunda bir dava dosyası da yeniden gündemin önüne geliyor. Nadir Nayci'nin adı bu hafta o listeye girdi.

Nadir Nayci Kim?

1993 yılı, Kürt meselesinin silahlı boyutunun en sert dönemlerinden birine denk geliyor. Cizre ve çevresi bu dönemde onlarca kayıp vakasıyla anılan yerleşim yerlerinin başında geliyor. Nadir Nayci, o yıl kaybolan yedi çocuk babasından biri. Ailesi, onlarca yıldır hem devlet kurumlarının kapılarını aşındırıyor hem de kaybın fiziksel kanıtlarına ulaşmaya çalışıyor.

Otuz üç yıldır yaşanan en temel sorun şu: Nadir Nayci'nin akıbeti hukuki olarak netleşmedi. Aile, bu belirsizlikle hem yas tutamayan hem de taleplerini resmi mecraya tam anlamıyla taşıyamayan bir konumda. Kayıp kişi vakaları tam da bu nedenle sıradan cinayetlerden ya da ölüm davalarından ayrışıyor; ortada ne bir ceset var ne bir karar, ne de kapatılmış bir dosya.

DNA Süreci Neden Sonuçsuz Kaldı?

Gündemin sıcak başlığına biraz daha yakından bakalım. Nadir Nayci davası özelinde öne çıkan somut mesele, DNA inceleme sürecinin neden tamamlanamadığı sorusu.

Türkiye'de zorla kaybetme vakalarında kimlik tespiti için DNA incelemesi yapılması uygulaması, insan hakları örgütlerinin uzun yıllar boyunca sürdürdüğü baskılar sonucunda görece yerleşmeye başladı. Ancak süreç, hem teknik hem de kurumsal açıdan ciddi tıkanıklıklar barındırıyor. Numune alınması, verilerin karşılaştırılması ve sonuçların aileyle paylaşılması aşamalarının her birinde gecikmeler yaşanabiliyor. Nayci ailesi de bu süreçte yanıt alamadığını kamuoyuyla paylaşmış durumda.

Rakamlar bize ne söylüyor? Türkiye'de zorla kaybetme vakalarının büyük bölümü, özellikle 1990'lı yıllarda Kürt nüfusun yoğun yaşadığı güneydoğu illerinde yoğunlaşıyor. İnsan hakları kuruluşlarının tuttuğu kayıtlar, bu vakaların önemli bir kısmında faillerin tespit edilmediğini, yargılama süreçlerinin ya tamamlanmadığını ya da sonuçsuz kaldığını ortaya koyuyor. DNA inceleme mekanizması bu boşluğu kısmen kapatmayı amaçlasa da şeffaflık sorunu ortadan kalkmıyor.

Nayci ailesi açısından somut soru basit ama ağır: İnceleme tamamlandı mı? Tamamlandıysa neden aile bilgilendirilmedi? Tamamlanmadıysa engel ne?

Bu soruların yanıtsız kalması, pratikte bir cevap anlamına geliyor. Ve bu cevap, ailenin beklentisiyle örtüşmüyor.

Kurumsal Şeffaflık Tartışması

Zorla kaybetme vakalarının hukuki boyutu, Türkiye'nin uluslararası insan hakları yükümlülükleriyle doğrudan ilişkili. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde bu tür davalar nedeniyle defalarca ihlal kararıyla karşılaştı. AİHM kararları, yalnızca tazminat ödenmesini değil; etkili soruşturma yürütülmesi yükümlülüğünü de içeriyor.

Aslında bu yükümlülük kâğıt üzerinde net. Sorun, pratiğin kâğıtla örtüşmemesinde. Soruşturmaların dosya işlemine tabi tutulduğu, delillerin korunmasında ciddi eksiklikler yaşandığı ve ailelerin sürece dahil edilmediğine dair şikayetlerin onlarca yıldır gündemde olduğu biliniyor.

DNA süreçlerinin tamamlanmaması ya da sonuçlarının paylaşılmaması, bu yapısal sorunun somutlaştığı noktalardan biri. Çünkü DNA incelemesi teknik bir prosedür olmanın ötesinde bir anlam taşıyor; ailenin yas tutabilmesi, kaybın hukuki olarak tanınması ve failin hesap verebilmesi için gerekli zemini kuruyor. Bu zemin kurulmadığında, her şey sıfır noktasında kalıyor.

Toplumsal Hafıza ve Sessizliğin Anlamı

Cumartesi Anneleri'nin 1116 haftayı geride bırakması, kamuoyunun bu meseleye gösterdiği tepkiyi değerlendirmek için de bir fırsat sunuyor.

Toplumun bu tür uzun soluklu adalet taleplerine verdiği yanıt, dönemden döneme farklılaşıyor. 1990'lı ve 2000'li yıllarda görece yüksek olan görünürlük, özellikle siyasi konjonktürün değişmesiyle birlikte zaman zaman daralıyor. Eylemlerin medyadaki yeri küçülüyor, sosyal medyada ise gündemin kalabalığı içinde hızla kayboluyor.

Tabloya bütün olarak baktığımızda, toplumsal sessizliğin kendisinin bir mesaj olduğu ortaya çıkıyor. Bu sessizlik pasif bir duyarsızlık değil; aynı zamanda siyasi açıdan hassas belleklerin nasıl yönetildiğiyle ilgili bir soruyu da beraberinde getiriyor. Zorla kaybetme vakaları, yalnızca bireylerin değil, kolektif bir geçmişin sorunu. Bu geçmişle nasıl yüzleşildiği ya da yüzleşilmediği, Türkiye'nin demokratik olgunluk tartışmasının merkezinde yer almaya devam ediyor.

1990'lı yılların siyasi şiddetiyle yüzleşme meselesi bugüne kadar hiçbir zaman kapsamlı ve kurumsal bir zemine oturtulabilmiş değil. Bazı davalar yargıya taşındı, bazılarında kısmi itiraflar geldi, ancak sistematik bir hakikat ve hesap verebilirlik mekanizması hiç kurulmadı. Bu boşluk, her Cumartesi Anneleri eyleminde bir kez daha görünür hale geliyor.

Cevap Bekleyen Aile

Nadir Nayci'nin ailesi bu hafta bir kez daha sahneye çıktı. Ellerindeki fotoğraf otuz üç yıllık. İstedikleri ise karmaşık değil: DNA sürecinin neden sonuçlandırılmadığını öğrenmek, varsa kemiklerin tespit edilip edilmediğini anlamak ve en temel insani hak olan yas tutabilmek için gereken bilgiye erişmek.

Kamuoyundaki algı ile bu talebin basitliği arasındaki derin uçurum, belki de bu davanın en çarpıcı boyutu. Devlet kurumlarının yanıt vermemesini ya da geciktirmesini meşrulaştıracak teknik bir gerekçe yok. Sürecin neden tıkandığı sorusu, kurumsal irade meselesiyle doğrudan ilişkili.

33 yıl, 1116 hafta. Ve hâlâ aynı soru: Nadir Nayci nerede?

Bu sorunun yanıtsız kalması, yalnızca bir aileyi değil; toplumsal hafızayı ve hesap verebilirlik ilkesini de yaralıyor. Cumartesi Anneleri her hafta meydana çıktığında aslında şunu söylüyor: Unutmadık. Ve unutmayacağız.

Asıl soru ise karşı tarafın, yani kurumların, bu ısrara ne zaman somut bir yanıt vereceği.

Kaynaklar

Sıkça sorulanlar

Nadir Nayci kimdir ve neden önemlidir?

Nadir Nayci, 1993'te Cizre'de kaybolan yedi çocuk babasıdır. Otuz üç yıldır akıbeti hukuki olarak netleşmemiş ve ailesi DNA inceleme sonuçlarına henüz erişememiştir.

DNA inceleme süreci neden sonuçsuz kaldığı hakkında ne biliniyor?

Makalede, Nayci ailesi sürecin tamamlanmadığını veya sonuçlarının paylaşılmadığını kamuoyuyla paylaştığı belirtiliyor. Tam olarak hangi aşamada tıkandığı konusunda açık bilgi verilmemiş, bu da kurumsal şeffaflık eksikliğini yansıtıyor.

Cumartesi Anneleri hareketi ne yapmaktadır?

1990'lı yıllardan beri kesintisiz olarak her Cumartesi Galatasaray Meydanı'nda toplanan hareket, kayıp yakınlarını görünür kılmaya ve somut hukuki talepleri gündemde tutarak kurumsal hafızayı yaşatmaya çalışmaktadır.

Türkiye'de zorla kaybetme vakaları ne ölçüde çözülmüştür?

İnsan hakları kuruluşlarının kayıtları, bu vakaların önemli bölümünde failerin tespit edilmediğini ve yargılama süreçlerinin tamamlanmadığını veya sonuçsuz kaldığını göstermektedir. Kapsamlı bir hakikat ve hesap verebilirlik mekanizması hiçbir zaman kurulmamıştır.

Etiketler

Barış Dursun

Yazar

Barış Dursun

Türkiye'nin siyasetini, ekonomisini, toplumsal dinamiklerini ve gündemini yakından takip eden deneyimli bir analiz yazarı. İç gelişmeleri veri odaklı bir yaklaşımla değerlendirir, kamuoyunun nabzını tutar ve eleştirel bakış açısıyla derinlemesine analizler sunar. Karmaşık gündemleri sade, anlaşılır ve tarafsız bir dille okuyucuya aktarır.

Tüm yazıları

Bu makaleyi nasıl buldun?

Paylaş

KROP Bültenler

KROP Gündem ile haftana başla.

Haftanın gündemi: haberler, analizler, KROP editörlerinin notu. Her Cumartesi sabahı. Tek tıkla bırakırsın, KVKK uyumludur.

Haftalık · 09:00 · 2 abone · Tek tıkla bırakırsın